Değişen gündem

Ülkemizin çoğu zamanda olduğu gibi sık değişir oldu, İç Güvenlik Yasası adıyla duyduğumuz kanun görüşmeleri ve milletvekillerin birbirlerini dövmesi,birbirlerine milletvekili vakarına yakışmayacak şekilde hakaret etmeleri,meclisi sokak kavgalarının olduğu alana çevirmeleriyle başladı televizyon görüntüleri. Kabul edilmesinin veya edilmemesinin neler getirip neler götüreceğini yaşayarak göreceğiz ileriki zamanlarda. Ancak milletvekilleri ,iktidar veya muhalefet kanadında olsun, seviyeyi çok düşürdüler, bu kadar mı basit mecliste konuşurken usturubu bozmak,hiç mi düşünmezler nerede ve kim için olduklarını? İç güvenlik yasasının tamamını okumadım;lakin eylem yapanların yüzlerinin kapalı olması halinde, molotof kullanılması halinde verilecek cezaların olması ve kamu ve şahıs malına zarar verenlerin zararı ödemeleri kısımlarını haberlerde duydum ve sevindim açıkçası. Bunların olması gecikmiş bir karar.
Gündeme olup bittikten sonra haber verilen diğer konu Şah Fırat Operasyonu, hükumet kanadı operasyonun başarılı olduğunu anlatırken muhalefet de her zaman her iyi işte de olmak üzere daha evvel kendi söyledikleriyle de çelişerek eleştirme yoluna gitmiş. Toprak kaybedildi, geri çekilme, korkaklık gibi ifadelerle olayı küçümseyip eleştiren muhalefet, daha evvel Irak’taki konsolosluk hadisesinde söylediklerinin tersini söyleme garabetini tekrar göstermiş oldular. Unutulmaması gereken bir şey şu ki Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesi, askerî konularda siyasi iktidarın şov amaçlı hareket etmesini yapılan plan ve çalışmalar esnasında “yanlış” diyerek fikrini çok açık ve kıvırmadan söyler. Muhalefet ederken devletin ve milletin hassas olduğu meselelerde önce bilgi alıp eleştirmek gerektiğini düşünüyorum,aksi takdirde her seçimde millet size itibar etmiyor,bunu da fark edin.
Çözüm süreci ile ilgili olarak terör örgütünden gelen açıklamada “ Neden silah bırakalım?” “ Silah bırakmayacağız.” mealli açıklamalar yapmaya başladılar,bu süreç birkaç yıl evvel başladığında,terör örgütü bu süreci kendisi sabote edecek,bu eşkiyaya güvenilmez,bunlara güvenerek yola çıkan yolda kalır,cümlelerini defalarca söyledim,amaç “Ben demiştim.” diyerek hava atmak değil,lakin terör örgütünün ve siyasi uzantısı diye bilinenlerin ihanet etmekte tereddüt etmeyeceğini aklımın erdiği dönemden bu yana hep gördüm,ihanet şebekelerine karşı su uyur,düşman uyumaz anlayışıyla hareket etmekte fayda var,hain her zaman her durumda ihanetini gösterecektir. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Sağlıcakla kalın.

Süleyman Şah çarpsın sizi!

 

Dünya tarihine geçecek nefes kesen bir akşam ve adrenalini yüksek bir gece oldu dün ve bugün!.
Türkiye Cumhuriyeti’nin dışa bağımsız, emir ve izin almadan, koordinat beklemeden, kimseden müsade istemeden, ezilmeden, büzülmeden, kızarıp bozarmadan, rezil olmadan, fırsat kollayanlara fırsat vermeden yüzüne gözüne bulaştırmadan tarihi bir operasyona daha imza attık!.

Kısa bir süre önce IŞİD denen barbarların elinden konsolosluk çalışanlarımızı burunları bile kanamadan kurtaran ve rehin tutuldukları süre içerisinde içimizdeki “Türk Kimlikli” düşmanların avuçlarını ovuşturarak bekledikleri acı haberi bir bayram meltemiyle boşa çıkaran MİT, bu defa Süleyman Şah Türbesi’ndeki görevli askerlerimizi ve şanlı tarihimizin en mukaddes ismi olan Süleyman Şah ile iki muhafızının naaşlarını sağ salim alıp Türkiye’ye getirdi!.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Kuvvet Komutanları ve ilgili Bakanlarla karargahtan bizzat yürüttüğü operasyon, başarısızlıkla sonuçlanması için Dualar edenlerin ve bunu siyaset malzemesi yapmak için senaryolarını bile hazırlayanların heveslerini kursaklarında bıraktı!.

Çok gizli tutulan haberin istihbarat bilgisi dün akşam 23:00’da kulağıma çınlatıldı ama gerek sosyal medyada gerekse hizmet verdiğim kurumda paylaşmam beni de Fuat Avni denen çapsız istihbaratçının konumuna sokacağı için sadece takip edebildiğim kadar ilgilendim ve kimseyle paylaşmadım!.

Operasyon ile ilgili bilgiler gün ışığına çıkmaya, canı pahasına İç Güvenlik Paketi’nin Meclis’ten çıkmaması için her türlü çirkefliği yapanlar girdikleri kısa süreli şokun ardından çelitli bahanelerle yapılan operasyonu karalama gayreti içine girdiler!.

İktidarı ile, Muhalefeti ile, devleti ile, milleti ile 7’den 70’e herkesin canını ortaya koyması gereken milli bir meseleyi namus borcu bilip desteklemesi gereken herkes yine kendi safına geçti ve meseleyi iktidara bel altından vurmak için bir alçakça fırsat olarak kullanma gayretinden haya etmediler!.

Bir akşam vakti başlayan ve sadece birkaç saat süren operasyonla insanların tavuk gibi kesildiği, bombalarla parçalandığı, mermilerle süzgece çevrildiği, başlarının gövdelerinden vahşice koparıldığı hatta yakılarak infaz edildiği, vahşetin video gürüntülerinin de dünya devi ülkelere servis edilerek gözdağı verildiği bir ateş çemberinden ellerini kollarını sallayarak ikinci defa onlarca insanımız sağ salim getirildi ama yine memnun edemedik bu şerefsiz güruhu!.

Kimileri ataları olacak “Çakma Kahraman”larının Lozan’da peşkeş çektiği milyonlarca KM2’lik toprakları unutarak Türbe’nin olduğu toprak parçasını sattığımızı söyleyerek karalamaya kalkıştı, kimileri Pensilvanya’dan ülkemizi satışa çıkaran “Takkeli Şeytan”ın ihale karşılığı göstermelik bayraklar diktiği yeraltı kaynakları zengin ülkelerden tokatladıkları avantaları unutarak çamur atmaya çalıştı, kimileri hergün gelen onlarca şehit haberlerini meydanlarda getirdikleri Tekbir naralarıyla süsleyerek siyasi bir oluşum içine girdiklerini unuttu, kimileri de Kobani’de işgal edilen Kürtlerin topraklarını Taksim’de etek giyip yüzlerini Mezdeke Kızları gibi yüzlerini gizlediklerini unutarak hayasızca kullanmaya yeltendi!.

Ortalıkta laf salatası yapanların tamamı davulu kendi boyunlarına asıp tokmağı bir zamanlar düşman ilan ettikleri cenahın eline vererek hem çalıp hem oynadılar riyakarca!.

Oysa bu işgüzarlar değil miydi Amerika’nın işgali sırasında orada görevli olan Türk Askerlerinin başına çuval geçirilmesine tepki göstererek dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “Vatan Haini”i ilan edenler!.

Musul Konsolosluğu çalışanları IŞİD tarafından rehin tarafından rehin alınıp tam 50 gün esir edildikleri zaman bu ikiyüzlü adiler değil miydi “Neden Zamanında Alıp Getirmediniz” diye ortalıkta felaket tellalığı yapanlar!.

Anladığım kadarıyla askerlerimizin başına çuval geçirilme meselesinden istedikleri vampirliği yapamadıklarından olsa gerek, bu defa IŞİD’in askerlerimizin kafasını keserek videolarını yollaması üzerine yapacakları provakasyona çalışmışlar belli ki!.

Yıllarca bizden olmadıklarını iyi bildiğimiz, yapmaya yeltendikleri sivil cuntalarca niyetlerini ortaya koyan muhalefet cephesinin niyetleri zaten belli, Kış Kışlığını Puşt Puştluğunu Yapacak elbette!.

Beni en çok 17 ve 25 Aralık kumpasları ortaya çıkana kadar sabah Recep Tayyip Erdoğan ile kalkıp akşan Recep Tayyip Erdoğan ile yatan, yüz yılın adamı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı ilan eden Pensilvanya cemaatinin Süleyman Şah Türbesi ile ilgili yaptıkları alaycı paylaşımları üzdü desem yeridir!.

Peygamberimizi acemi bir kamyon sürücüsü yapan, Olimpiyatlarına iştirak ettiren, O’nun ismiyle sadalar toplayarak boğazlarına kadar harama saplanan bu Haşhaşilerin; sözkonusu Pensilvanya’daki efendileri olacak o Deccal olduğu zaman ne alçaklıklar yapabildiklerine bizzat şahit olan birisi olarak, Çakma Şeyhlerini Süleyman Şah’tan daha üstün mertebede görmeleri beynimde fırtınalar kopardı desem yeridir!.

Bir defa daha şahit olup tecrübe ettik ki; sadece iç meselelerimizde değil, namusumuz kadar değerli olan dış meselelerimizde de bu vatan hainleriyle payşacak hiçbir meselemiz kalmamıştır!.

Amerika’nın, Avrupa’nın yada “Gavur” diye tabir ettiğimiz ülkelerin ortak toplum meselelerinde nasıl birlik ve beraberlik içinde hareket ettiklerine ve bizim alçakların böyle meselelerde nasıl avuç ovuşturarak fırsat kolladıklarına bir kez daha yakından şahit olduk!.

Allah bizi dış düşmanlardan çok içimizdeki bu karakter yoksunu şerefsizlerin şerrinden ve gizli şeytanlıklarından korusun!.

Bu memleket meselemizi kendi meselesi bilip canını ortaya koyan ve Şahadet şerbeti içerek Hak’ka yürüyen kardeşimize Cenab-ı Hak’tan Rahmet, kederli ailesine başsağlığı dilerim!.

Selam ve Dua ile..

Rica ederiz!

Sadece kuru bir teşekküre sığdırdılar herşeyi şikayetçi olmamak karşılığında!.
Kimler mi; 28 Şubat döneminin en bilindik mağdurları olan dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener ve yine dönemin Adalet Bakanı olan Şevket Kazan!.

Meral hanım İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan bir devlet erkanıyken, görev yaptığı hükümete bağlı olan TSK’da görevli Çetin Saner kendisine “Seni O Meclisin Önündeki Demir Kazığa Oturturum” demişti ve o dönemde bunu sadece basit bir serzeniş olarak dile getirerek konu kapatılmıştı!.

Bu hakaretin kendisine değil de, temsil ettiği milletine yapıldığının bile farkına varmamıştı hanımefendi!.

Aradan yıllar geçti ve konunun bu kadar basit kapatılmasını hazmedemeyenler, Çetin Saner’i yaptığı alçaklıkltan dolayı cezalandırmak için hanımefendinin huzuruna getirdiğinde şikayetçi olmadığını beyan ederek hem kendi haysiyetini hemde temsil ettği milletin haysiyetini ayaklar altına almış oldu bir kez daha!.

Bugün aynı sıfatla dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan mahkemeye geldi ve o da Meral hanımla ağız birliği yapmışçasına kendisini temsil edenlerin haysiyetlerini ayaklar altına alarak şikayetçi olmadığını beyan etti, üstelik kararını son anda mahkeme salonunda değiştirerek!.

Peki neden şikayetçi olmadı o dönemde devleti temsil eden bu iki zat!.
Bana sorarsanız şikayetçi olmamalarının tek nedeni hazımsızlıktı ve “Etkisi Bin Yıl Sürecek” diye hava atan o Kudretli Paşalara yaptıkları bu ihanetin bedelini geçte olsa ezeli rakipleri olarak gördükleri Recep Tayyip Erdoğan’ın ödetmesiydi!.

Meral Akşener hazımsızlığını “Allah’tan Bulsunlar” gibi ucuz ve bilindik bir cümleyle geçiştirdi!.

Şevket Kazan ise; memlekete kan kusturan, 300 milyar doların üzerindeki yetim hakkı olan paraları buharlaştıran, Sincan’da tanklar yürüterek prestijimizi dünyaya paspas eden, Erbakan Hocasına terler döktüren, onu asmanın hesaplarını yapan, ülkeyi adeta bir krizin girdabına sokarak 50 yıl geriye atan, en yakın arkadaşları olan Recep Tayyip Eroğan’ı müfredatta olan bir şiiri okuduğu için cezaevine atan, İsrail’in bu kadar azıtıp Filistinli kardeşlerimize bombalar yağmasına neden olan, binlerce gencimizin eğitim haklarını sabote eden, katsayı engelinden ötürü öğrencilerin bir yerlere gelerek meslek sahibi olmasını engelleyen, her sakallının dini teör örgütü üyesi olarak fişlenmesine neden olan o askerlerin içlerinde çok yakın arkadaşları olduğunu gerekçe göstererek şikayetçi olmadı!.

Alnımıza kara bir leke olarak sürülen ve milyonlarca insanı mağdur eden bu sivil cuntacılığı meşrulaştırmak için yaptıklarınızı olaya şahit olanlar yada sonradan öğrenen gençler ne der bilemem!.

O dönemde İmam Hatip Okulunda okuyan ve sizin kaypakça duruşunuzun mağdurlarından birisi olarak ben sizlerden, sizin gibi şikayetçi olmayan iki yüzlü siyasetçilerden milletim adına şikayetçiyim ve hakkım her iki cihanda da sizin gibi aradan geçen yıllara rağmen hala erdemli bir duruş sergilemeyen rayakarlara haram zıkkım olsun!!!

Bize neler oluyor?

“Mersin’in Tarsus İlçesi’nde bindiği minibüste tecavüze kalkışılıp bıçaklanarak öldürüldükten sonra, cesedi ormanlık alanda yakılan üniversite öğrencisi 20 yaşındaki Özgecan Aslan’a yapılanlar Türkiye’yi ayağa kaldırdı.”
“Mersin’in Tarsus İlçesi’nde, sabah cesedi bulunan üniversite öğrencisi Özgecan Aslan’ın, firari zanlısı A.S.A., Tarsus Fevzi Çakmak Mahallesi’nde yakalandı.”
“3 gün önce kaybolan 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Özgecan Aslan, boğazı kesilerek ve yakılarak öldürülmüş halde bulundu. Evine dönmek için bindiği minibüsün şoförünün tecavüz amacıyla genç kıza saldırdığı, direnmesi üzerine boğazını keserek öldürdükten sonra ormanda yaktığı belirlendi.”
Birkaç gündür gazete haberleri, üniversite öğrencisi Özgecan hanımefendi kızımızın hunharca katledilme cümleleri ile başladı maalesef,katil yakalandıktan sonra halkımızın tepki haberlerini okuduk gazete ve televizyon haberlerinde. Allah (c.c) hayatının baharında katledilen genç Özgecan hanımefendiye rahmet etsin,ailesine de sabır versin. Toplum olarak ne oldu da bu hâle geldik? Avrupalılaşma serüvenimizin tarihçesini Tanzimat’tan dikkatlice takip edip biraz inceleyecek olursak toplumumuzdaki olumsuz manadaki değişim ve dönüşümü izah edebiliriz. Toplumumuzu dönüştürmek ve değerlerini değiştirmek için aşama aşama ve sabırla işlenen çalışmanın temelinde Kur’an-ı Kerim’i anlamayacak bir nesil çabası ile başlayan süreç en sonunda Kur’an’dan ve Hatemü’l-Enbiya Efendimizden habersiz yetiştirdiğimiz neslin acı ama gerçek yaşantılarıyla ilgili haberleri sık sık okumaya başladık gazetelerde. Temizlik adabından tutun ( tuvaletten çıkınca elleri yıkamamak, ulu orta tükürmek gibi) yolda yürüme hallerine, gülme davranışının dikkat çekme maksatlı kişneme haline dönüşmesine, bağırarak konuşma vaziyetine, gençlerin birbirine hitap şekillerine ( n’aber lan ..) kadar daha da artırarak sayabileceğimiz menfi tutum ve davranışların temelinde Tanzimattan bu yana yetiştirdiğimiz sadece “kimlik müslümanı” çabamızın neticeleridir bütün bu olanlar. Olan biten her şeyin suçlusu olarak hep Batı’yı görme hastalığımız da cabası. Unutulmamalıdır ki küfür tek millettir, kâfir müslümanı tesirsiz hâle getirmek için elinden gelen her yolu deneyecektir, denemesi de kafir açısından sorun değildir, esas sorun biz Müslümanların tavrıdır, kafirin oyunu olacak elbette; ancak Hz. Peygamberimiz “ Müslüman basiret sahibidir,aynı delikten iki kez sokulmaz.” buyuruyor, bu uyarı ve emre rağmen oyuna geliyorsak bizde bir sorun var demektir. Kur’an’dan uzak ve peygamberini tanımayan bir nesilden daha ne olmasını bekliyoruz, edepten ve ahlaktan uzak bir nesilden başka ne çıkabilir?
Asırlardır unuttuğumuz, anlamaktan bîhaber Kur’an-ı Kerim var, unuttuğumuz bir Peygamber var ortada. Kur’an evlerimizin duvarında süslü kılıf içinde asılı durmasın,ilahî mesajı sadece okuyan değil anlayıp tatbik eden nesiller yetiştirme gayretini göstermeye başlamak lazım; ancak bu mevzuda MEB’in aldığı kararlar hem yeterli değildir hem de okullarımızda uygulama eksikliği ve zaafı vardır.
Hülasa olarak Kur’an’ı anlamaktan ve tatbikten uzak kalan kimlik müslümanı bir toplum zaman içinde erimeye ve köleleşmiş zihinler haline dönüşmeye mahkum olur ki Allah (c.c), İslâm’ın bayraktarlığını yapmış milletimizi bu tehlikeden korusun. Bayrak düştüğü yerden kalkar, İslâm bayrağı maalesef Anadolu’da düştü ve yine Anadolu’dan kalkıp dalgalanmaya başlayacaktır elbet, hülasa olarak “KUR’AN BİR DİN KİTABI DEĞİLDİR, KUR’AN BİR HAYAT KİTABIDIR.”

CHP ve Hak!

Yeni İç Güvenlik Paketi için şu sıralar hummalı bir çalışma icerisinde hükümet..

Taslağın hazırlanan ve netleşen bazı maddeleri metin halinde masama geldiğinde gözucuyla neleri kapsadığına, kimleri ne tür cezalar beklediğine, kimlerin yaşam alanlarını açıp kimleri yasadısı eylemlerinden dolayı köşelere sıkıştırdığına, kimlerin başını ağrıtıp belâya sokacağına emin olacak kadar net bir paket!.

Peki bu paket kime ve neye göre hazırlanmıştı bir de ona bakıp degerlendirmek gerekiyordu ve hazırlanan taslaklati maddeler fıkralarına kadar gelişmiş ülkelerin uyguladığı halihazırdaki yasalardan ibaretti!.

Tasarının onaylanması için mücadele edenlerin ve onaylanmaması için her türlü saçmalığı mesrulaştırmaya çalışanların gayretlerine millet olarak hep beraber ziyadesiyle şahit olduk son birkaç gündür!.

Savunanlar; genel anlamda; 12 yıl önce kurulan ve bir çok insan hakları ile özgürlük alanında devrim niteliginde reformlar yapan hükümet kanadındaki insanlarla, onlara memleketin idaresini gönül rahatlığıyla teslim eden seçmenleri!.

Karşı çıkanlar ise; hükümetin aldığı insan hakları odaklı hemen hemen tüm kararlara karşı çıkan, gücü yetmeyince de Anayasa mahkemesinde soluğu alan, insanları kadın çoluk çocuk demeden sokaklara dökerek milleti devletle burun buruna getiren muhalefet partileri ve onları meclis çatısı altına gönderen muhalif seçmen!.

Bir taraf; “Eylem Haklarını Kullanmak İsteyen Vatandaşlarımız Yasadışı Faaliyetlerde Bulunmadan, Silah, Molotof Kokteyli, Taş, Sopa, Sapan, Havai Fişek Gibi İnsanlara Zarar Veren Cisim ve Maddelerle Eylemler Yaparak Devletin, Milletin Mal ve Man Güvenliğini Tehlikeye Atamaz, Yüzlerini Gizleyerek İşledikleri Suçlardan Ötürü Hiç Birşey Olmamış Gibi Hayatlarına Devam Edemez” diyor!.

Diğer Taraf; “İstediğimiz Gibi Yakıp Yıkarız, Kırar Dökeriz, Asıp Keseriz, Biçer Doğrarız, Döveriz, Öldürürüz, Kimse Bize Karışamaz” diyor!.

Anamuhalefet lideri de bugün yaptığı gurup toplantısında da bu yazdıklarımı doğrular nitelikte açıklamalar yaptı zaten!.

Tasarıyı meclisten geçirmek için gayret eden İktidar partisini geçmişteki haksızlıklara bakalım önce!.

Atatürk’ün ismini kullanarak; toplum mühendisliği yapmaya kalkanların, insanları tek tip modellere sokmak için Laikliği kullananların, uluorta içki içip zil zurna sarhoş dolaşanların, hafta da bir değiştirdikleri sevgililerini hamile bırakıp kürtajla o günahsız çocukları anne rahminden parçalatarak aldıranların, sigaralarını istedikleri gibi içip etrafındakileri zehirleyenlerin, her hastanede diledikleri gibi tedavi olamayanların, her eczaneden istedikleri gibi ilaç alamayanların, tedavi olmak için geceyarısı sıraya girip sabahtan aksama kadar muayene bile olamayanların, özgürlük haklarını ellerinden almış!.

Şimdi de tasarıya karşı çıkan muhalefetin haklı gerekçelerine bakalım!.

Ana muhalefet partisi Cumhuriyetin ilanıyla beraber kurulmuş ve sarık cüppe kullanalara yasaklar getirip dinlemeyenleri asıp kesmiş, harf inkılabı getirerek bir gecede binlerce Alimi cahil yapmış, gelinine tecavüz eden subaya cezasını verip namusunu temizlemek isteyen Seyit Rıza’yı susturup olayı örtbas etmek için koca Dersim’i bombalayıp 120 bin kişiyi bombalarla katlettikten sonra yüzbinlerce masum insanı sürgün etmiş, şapka inkılabına uymayan Rize’yi bombalamış, şapka takmayan İskilipli Atıf Hoca’yı ibret-i alem olsun diye asmış, şapkayı leğene benzeten Şalvarlı Bacı’yı köy meydanında asmış, getirdikleri “Çakma İnkılapar”a her kim karşı çıktıysa bedelini canıyla ödemiş, iktidarı elinden kaćırınca halkın iradesiyke gelen bir Başbakanı ve Bakanlarını asıp bir Cumhurbaşkanını ev hapsine mahkum etmiş, ibadet etmeyi yasaklamış, Camii’lerin kapısına kilit vurmuş, Ezanları susturmuş, ikna odalarında türban takan üniversite öğrencilerinin başlarını zorla açtırmış, çocuklarının asker ocaklarındaki Yemin törenlerine gelen başı kapalı anneleri kışla kapısından kovmuş, başı kapalı kadınları devlet dairelerinden içeri sokmamış, vs, vs, vs!.

Geleim Yavru muhalefete; Onursal Başkanları Alparslan Türkeş’in Menderes’e darbe yapan Cuntanın başında olduğunu söylemem ve şimdiki liderleri Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yaşama hakkı verdiğini hatırlatmam yeterli sanırım!.

Yavrucuk muhalefetten bahsetmeme gerek yok zaten; 40 bin insanın katili ve hala insanları öldürmeye tam gaz devam ettiğini herkes biliyor!.

Sonuç olarak; herkesin yaptıklarının, yapacaklarının teminatı olduğunu asla ve kat’a unutmayarak karar verilmesi gereken zor bir zamandayız!.

Onlar istedikleri kadar karşı çıksınlar hatta şimdiden Anayasa Mahkemesi’nin önünde nöbetleşerek beklemeye başlasınlar, bu “İç Güvenlik Paketi”nin meclisten öyle yada böyle geçeceğini hepimiz çok iyi biliyoruz!.

Bu caanım memleketin birer fertleri olarak, hepimiz üzerimize düşen görevi layıkıyla yerine getirelim ve önümüzdeki seçimlerde “Baskanlık Sistemi”ni yürürlüğe sokacak olan Davutoğlu Hoca’ya gereken yetkiyi vererek bu dayatma siyasete bir son verelim!!!

Selam ve Dua ile..

İkinci dönem başlarken sitemim

2014- 2015 eğitim öğretim yılının ikinci dönemi bugün, hava muhalefeti olmayan yerler hariç, başladı, Milli Eğitim Bakanımız kalabalık bir (basın,bürokrat) insan kitlesiyle açılış için bir okulumuzdaydı. Bu heyecan ve şaşaa içinde basına poz verilirken Anadolu’nun her köşesindeki okullarımızdaki öğrencilerimizin vaziyeti nasıldı ve okul idarecilerinin düşünceleri nelerdi,aklımıza gelsin diye yazıyorum.
​Her durumda olduğu gibi ellerindeki imkanlarla çocuklarını okullara göndermeye gayret eden,okula gönderirken de imkanlarının elverdiği ölçüde çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan, her ne pahasına olursa olsun evladına “ Yeter ki oku, ceketimi satar seni okuturum.” diyen ebeveynlerin ahvalini düşünmeden yapılan hamaset dolu konuşmalar , varsa kusuru ve hatayı kendi dışında arayan eğitim camiası….
​Bugün şahit olduğum,bana pek de yabancı olmayan bu vaziyeti sizlerle paylaşırken içimdeki derdi de dökmek arzusundayım, karamsar ifadeler için beni bağışlayın lütfen. Eğitim –öğretim başlangıçlarında kanun ve yönetmeliklerle emredilmiş toplantılar yapılır okullarımızda,meslek hayatım boyunca , mecbur olduğumuz için, katılmışımdır bu toplantılara ve her defasında,üzülerek söylüyorum, neticesiz ve hamaset dolu cümleleri duyarım,duymakla kalmam bir de kurul katibi olduğum için söylenenleri söyleyenin ismiyle yazarım.
​Okul idarecileri her defasında ideal öğretmen nasıl olur,derse giriş ve çıkışlara riayet,nöbet görevlerine riayet gibi mevzularda mangalda kül bırakmazlar;ancak toplantıdan sonraki zamanlarda sırça köşk odalarından çıkmazlar,denetim görevlerini hakkıyla yerine getirmezler,üretilen yeni fikir veya proje varsa toplantı esnasında bir yere yazarlar ,guyiya not alırlar, iş icraata gelince ve fikir sahibi “ Haydi hareket!” dediği vakit de birkaç gün ilgileniliyormuş intibaı verilir,sonra zaman kaybedildi cihetinden bir yaklaşımla seneye yapılabileceği teklifinde bulunurlar fikir sahibine veya hiç yapılmayacaksa, icat çıkarma kabilinden ifadelerle hareketin önünü keserler, ama her toplantıda hamaset edebiyatı yapmaktan da geri durmazlar, sağlam nutuklar atarak veya cezalardan bahsederek, öğretmenleri korkutup iş yaptıklarını zannederek toplantıları yönetirler. Toplantılarda öğretmen arkadaşlar da savunma mekanizması mantığıyla hareket edip en sinir olduğum cümleyi sarf ederler ki duyduğum an öfkem tavan yapar. İşte o muhteşem cümle de şu: “ Velinin ilgisizliği!” Ey insanoğlu,ey öğretmen arkadaşlarım,bizim velilerimiz geçim derdi ve sıkıntısıyla boğuşurken,velinin ilgisizliği, denir mi Allah aşkına,velimiz ilgi gösterse ne yapacak,bizim bildiğimiz ve öğrettiğimz edebiyatı bilmez,matematiği bilmez,fizik,kimya vs. vs derslerini bilmez,ne yapsın veli,bilmediği derslerde çocuğuyla ders mi çalışsın?
​Gündemi MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın istifası ve milletvekili adaylığı, paralel yapıyla mücadele,başkanlık sistemi, çözüm süreci , haziran seçimleri gibi mevzular meşgul ederken daha hayati gördüğüm eğitim öğretim mevzuunda yazmaya biraz daha devam edeceğim, eleştirilerim şimdiden affola.

Yeni provokasyonlara dikkat!

Ortadoğu’daki zenginlikleri gasp etmek ve Müslümanlara karşı İsrail’in güvenliğini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen ABD’nin Irak işgali,bölge halklarının etnik ve mezhepsel olarak birbirleriyle savaşmalarının en büyük sebebidir.Irak işgali sonrasında ülke yönetiminin Şii Arapların eline geçmesi,geçmişte Sunni Arapların Şiiler üzerinde ki olumsuz tavırlarına tepki olarak, bu defa da Şii Arapların Sunni Araplar üzerinde olumsuz tavırlar geliştirmesine neden oldu.Bu durum Sunni Arap milliyetçiliği temelinde, IŞİD gibi terör örgütlerinin oluşumuna yol açmıştır.IŞİD faşizmi, bölgede ki tüm halklara karşı şiddet ve katliam uygulayarak, korkuya dayalı ırkçı ve mezhebi bir İslam ! devletini oluşturmaya çalışmaktadır. IŞİD’İN önemli hedeflerinden biri hiç kuşkusuz Kobene’nin işgal edilmesiydi.IŞİD,Kobene’yi ağır silahlarla dört bir yandan kuşattı,ancak ummadığı büyük bir direnişle karşılaştı.Bu direniş dünyada ki tüm Kürtler’in onur mücadelesi olarak kabul edildi.Dünya kamuoyu Kobene ile yakından ilgilenir oldu.Dünya kamuoyunun ilgisi ve Kürtlerin direnişi karşısında IŞİD, Kobene direnişini itibar meselesi olarak kabul etti.IŞİD’in Kobene’ye girmesinin an olarak kabul edildiği günlerde, Türkiye binlerce Kürdü topraklarına kabul ederek,sivil halkı savaşın kötü neticelerine karşı korumuş oldu.Miltanlar düzeyinde sürdürülen savaşta ağır silahlarla ağırlığını hissettiren IŞİD’e karşı başta ABD olmak üzere Uluslararası güçler,bir yandan yaptıkları bombardımanlarla,diğer yandan PYD’ye sağladıkları lojistik desteklerle IŞİD’e büyük bir darbe vurmuş oldular. Ancak her şeye rağmen kuşatma devam etmekteydi.Bu durumda Türkiye’nin açtığı koridor sayesinde peşmerge güçleri ağır silahlarıyla Kobene’ye geçmiş oldu.PYD’ye yardıma gelen peşmergeyle birlikte,bazı Türklerin ve Özgür Suriye Ordusu’na ait bazı güçlerin de katılımıyla IŞİD’in sürdürdüğü işgal 4 ay sonra kırılmış oldu.Dünyada ki Kürtlerin onur meselesi kabul ettikleri bu direnişin başarıya ulaşması haliyle tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’deki Kürtler arasında da bir bayram havası yarattı ve Kürtler bu sevinçlerini doğal olarak çeşitli etkinliklerle kutlamaktadırlar.Yapılan bu kutlamalara karşı Türk kesiminde tepkiler örgütlenmeye çalışılırken,Kürt hareketi de Türkiye’nin yaptığı insancıl yardımları unutmuş gözükerek, adeta işgalin sorumlusu olarak Türkiye’yi suçluyor.Açılım sürecinin sağlıklı gelişimi açısından,Habur’da oluşturulan provokasyon unutulmamalı ve taraflar yeni oluşturulmak istenen provokasyonlara karşı uyanık olmalıdırlar.

Yurt dışında okul gündemine dair

Cumhurbaşkanımızın Afrika gezisiyle başlayan yurt dışında okul açılması mevzuuna dair düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Devletimizin yurt dışındaki eğitim kurumlarının varlığından daha evvel de bahsetmiştim, Yunus Emre Kültür Enstitüsü, Türk Kültür Merkezleri, TÖMER’ler,MEB’e bağlı ilkokul,ortaokul ve liseler… Yurt dışında açılmış ve uzun yıllar Türk okulları ismiyle reklamı yapılmış özel eğitim kurumlarının durumu biraz farklı, Türkçe Olimpiyatlarında anlatıldığı gibi özel okullarda Türkçe öğretimi yapıldığı algısı yanlış,Türkiye dışında kalıcı Türkçe ve Türkiye Türkçesi öğretilmesi işini devletin kurumları becermekte ve bu hususta başarılı olmaktadır. Devlet kurumlarının başarısının bilinmemesinin temel sebebi reklam yapamamamızdır, reklam ek maliyet getirmekte ve reklama kaynak oluşturacak para yardım şeklinde bulunamamaktadır, mevcut ülke vatandaşı velilerimiz zaten ekonomik sıkıntı içindedir, Türkiye vatandaşı velilerimiz de çocuklarını okuttukları okullara bu anlamda sahip çıkmamaktadır vs.
​28 Şubat sürecinde yurt dışındaki özel okulları gerekirse devlete devredebilecekleri düşüncesini Çevik Bir paşaya bir mektupla dile getiren F.Gülen,bu düşüncesini şimdi söylemez,çünkü 28 Şubat sürecinde devir işine hemen “evet” diyecek dirayette bir Başbakan yoktur o dönemde,şimdi tersi bir durum söz konusu. Ancak unutulmaması gereken bir durum var,yurt dışındaki özel okulların devlete devri veya devlet tarafından el konulması söz konusu olamaz,çünkü bu okullar özel bir şirket ve ticari kuruluştur. Ayrıca yurt dışında devletimizin okullaşması ve okullar eliyle diplomasi ağını genişletmesi mantık olarak kabul edilebilir ve aynı zamanda kulağa hoş geliyor olabilir,ancak bu haberlere ve bazı gazetecilerin söylediği gibi hemen bir çırpıda olabilecek bir şey değildir. Bir ülkede okul açılması, o ülkenin iç kabullerinin de bilinmesi ve iç istihbarat çalışmaları neticesinde de onay verilmesi gerekir. Okul açılmasına onay verilmesi halinde açılacak okulun müfredat programı, o ülkelerin beklentilerine cevap verebilecek nitelikte olmalıdır. Bundan birkaç yıl evvel Bakü’de çalıştığım dönemde, bir grup MEB yetkilisi okulumuza gelmişti, yetkililere Türk dünyasındaki okullarımızda ortak müfredat programı,ortak ders kitapları olması gerektiğini, ortak ders kitapları hazırlanırken Türk Cumhuriyetlerinde ders vermiş deneyimli öğretmenlerden istifade edilmesi gerektiğini söylemiştim,bu manada coğrafya kitabı hazırlığı olduğunu duydum, ancak devamı hakkında malumat sahibi olamadım.
​Devletimizin yurt dışında okullaşması,okul diplomasisi gerçekleştirme çabası göğsümüzü kabartır ;ancak bunun bir vakıf yoluyla yapılması gerektiğini devlet büyüklerimiz daha iyi düşünmüşlerdir, hükumet sözcüsü sayın Bülent ARINÇ bu anlamda gerçekçi açıklamalar yaptı 02.02.2015 tarihinde, böyle bir çalışmanın her aşamasında gönüllü olarak çalışacağımı ve devletim beni nereye göndermek isterse itiraz etmeden gideceğimi devlet yetkililerinin bilmesini arzu ederim.
Hoşcakalın, sağlıcakla kalın.