Durmak yok, yola devam!..

Tam yarım asır olmuş Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’deki karanlık ve istikrarsız siyaset sahnesine çıkalı; hakkı defalarca yenilmiş, her ayağa kalktığında hedef gösterilmiş, ne zaman halkın sevdiği ama malum çevrelerin rahatsız olduğu bir şeyle yapsa kanuni yaptırımlarla yada başka yollarla susturulup durdurulmaya çalışılmış her defasında!.

Birçoğunuz Beyoğlu Belediye Başkanlığını kazanması kesinleşmişken hakkının yenilmesini ve mağdur edildiğini, zamanın kartel medyası tarafından sesinin duyulmasının engellendiğini belki bilmiyordur bile!.

Belki küçük bir makamı kaybetmişti o dönem ama; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde yaşadıklarına hep beraber şahit olduk ve onu aslında Recep Tayyip Erdoğan yapan da bu olmuştu aslında!.

Belediye Başkanlığı koltuğundan kaldırılıp Pınarhisar cezaevine gönderilirken, seçime girdiği partisinden bile kimsenin gıkı çıkmamıştı kendi bünyelerindeki Belediye Başkanları demir parmaklaklıklar ardına gönderildiğinde, o sesi çıkmayanların içindeki arkadaşlarının bir çoğu şimdi AK Parti çatısı altında dava nutukları atanlar arasında yer almakta!.

Kurduğu ve gözünden bile sakındığı AK Parti kurulurken de 3 – 5 arkadaşı dışında seçilen tüm vekiller tek başına iktidar oldukları halde sadece Erdoğan’ın gölgesinde siyaset yaptılar ve askeri vesayetlerin korkusundan gelene ağam gidene paşam çekerek hem halka hem cuntacılara selam duruyorlardı korkularından, Erdoğan’ın ilk yıllarını “Çıraklık Dönemim” diye adlandırmasının sebebi de buydu zaten!.

Çözüm Süreci’nin startını 2005 yılında Diyarbakır’da verdiğini iddia edenlerin aksine, iktidar’a gelmesinden sadece bir kaç ay sonra OHAL’in kaldırılması gibi tarihi bir karara imza atarak Çözüm Süreci’ni başlattı Erdoğan!.

Siyasi kariyerini ortaya koyan, zaman zaman hain ilan edilen, PKK ile işbirliği yaptığı dedikodularıyla ismi karalanmaya çalışılan, defalarca ölüm tehditleri alan Erdoğan şüphesiz bu sürecin tek ve tarihteki en gözükara mimarıdır halkın nezdinde!.

Kendisi Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında yaptığı mitinglerde de defaatle terleyen, koşturan, halk ile iç içe olan bir Cumhurbaşkanı olacağını söylemişti, mamafih kendi söylemlerinden ziyade çözümü destekleyen yada desteklemeyen halkın kendisi de Erdoğan’sız Çözüm Süreci’nin yürüyebileceğini, kimsenin Erdoğan kadar cesur ve yapıcı adımlar atamayacağını gayet iyi biliyor!.

AK Parti’de Çözüm Süreci isminin Erdoğan ile anılmasından rahatsız olanların tamamı Erdoğan zamanında da Erdoğan’dan önce de ve Erdoğan’dan sonra da siyaset sahnesinde olacak kişiler ama öncesinde sonrasında da isimleri Erdoğan’ın ismi olmadan sohbet konularında bile geçmiyor!.

Arınç’ın açıklamalarına bakılırsa; Başkanlık Sİstemi’ne ve Erdoğan’la bütünleşen Türkiye resmine tahammülü kalmamış, bizim aklıevvel muhalifler gibi “Erdoğan Olmasında Türkiye Batsın” fikri kafasında iyice yer etmişe benziyor!.

Muhalefetin birkaç yıldan fazla tahammül edemediği Erdoğan modeli Başbakan profili gibi, Arınç’da halkla birebir çalışan Cumhurbaşkanı modeline 8 ay dayanabildi ve en sonunda dayanamayarak içindekileri bağırarak söylemek yerine hafiften kıvırarak ülayim bir şekilde ifade etmeye çalıştı!.

Sonrasında yaptığı açıklamalara bakılırsa; kendisi de erken konuştuğunu, Pensilvanya’dan hala vazgeçemediğini, giden tuzluk niteliğindeki arkadaşları gibi beceriksiz olduğunu, gönderildikten sonra isminin pirim yapmayacağını erken farketti ama iş işten geçti!.

Bundan sonrasının Bülent Arınç için pek iyi olacağı yönünde çok iyimser düşünmek ironik bir durum olur ama halk Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı olsa da Devlet Başkanı olsa da üklemize yaptığı güzelliklerden dolayı asla unutmaz ve hakkını kimselere yedirmez!.

Bu millet; Adnan Menderes’i, Turgut Özal’ı, Necmettin Erbakan’ı ve emeği geçen tüm büyüklerimizi unutmadığı gibi Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptıklarını da asla unutmaz!.

Tıpkı Adnan Menderes’i asan İnönü’leri, Turgut Özal’ları zehirleyen silah ve uyuşturucu barınlarını, Necmettin Erbakan’a kan kusturan Çevik Bir’leri ve bugün Erdoğan’a destek yerine köstek olarak avuçlarını ovuşturan çakallara malzeme vermeye çalışarak süreci baltalamaya kalkan Arınç’ları unutmadığı gibi!.

Durmak Yok Yola Devam..

YGS’nin ardından

 

Hafta sonu üniversite hazırlığı yapan yaklaşık 2 milyon gencimiz YGS’ye girdi,bu imtihan için her adaya başarı dileğimiz oldu pek tabii;ancak hazırlığını yeterli oranda yapan ve şansı yaver giden başarılı olacak , ikinci sınav için maratona kaldığı yerden devam edecek.Her birini Allah muvaffak etsin,emekleri zayi olmasın elbet.

Şahit olduğum son 20 yıllık üniversite sınavı maratonu sadece öğrencilerin değil, aynı zamanda velilerin de maratonu oldu,hatta bu yarış ortaokul sıralarında adı defalarca değişen şimdi TEOG olan imtihanla başlar. Bizde sınavların sadece adı ve sayısı değişir ;ancak mantığı hep aynıdır. Her şey iyi güzel de  arada kaçırdığımız neler var neler, biraz kafa yoralım. 90 yıllık Cumhuriyet tarihimizde  hatta Osmanlı dönemi Batılılaşma süreciyle birlikte, hiçbir zaman bize tam manasıyla ait olmayan eğitim öğretim sistemi içerisinde, elimizdeki genç nüfusumuzu telef etme yolundaki gayretimiz hızla devam etmektedir. Nedir bu gayret? Şimdiye kadar hep devşirme eğitim öğretim modelleri alarak , sürekli uygulama ve sistem değiştirerek bu zamana geldik,ne elde ettik, biraz da bunu düşünelim. 2015 Eylül ayı itibariyle sistemin doğurduğu dersanecilik bitecek de gerçekten bitecek mi? Temel Lise adı altında devşirilecek olan bu dersaneler, dersanecilik faaliyetinden uzaklaşacaklar mı? MEB’e bağlı devlet liselerimiz bu duruma hazırlıklı mı? Gelecek kaygısı yaşayan gençler bu belirsiz durumda ne planlamaktalar? Özel ders kavramı hayatımızda var tabii de bu özel ders oranında  bir artış yaşanır mı yaşanırsa oran ne kadar artar? Öğretmenler özel ders ofisleri kurmaya başladılar mı? Sorduğum soruların hepsinin cevabı “bence” şeklinde mevcut. Temel Lise adıyla dersanecilikten özel okulculuğa geçecek kuruluşların hepsi dersanecilik faaliyetine hiç ara vermeden devam edecek, mümkün değil,olamaz diyen olursa beri gelsin. Taşrada yaklaşık 2000-2500 TL olan dersane fiyatları yerine dersanecilik faaliyetini guyiya özel okulculuk faaliyetine dönüştürmüş olan kuruluşlar özel okul fiyatlarını, şehre göre değişmekle beraber, 4000- 10.000 tl arasında tutacaklar,bir kısmına devlet teşviki çıkacak sadece ad ve biraz da format değişecek ,yarışa parası olanın daha avantajlı başlayacağı bir süreçle karşı karşıya geleceğiz muhakkak. Bu durumda devletimizin de ek planları devreye girecek. Hazırlık ve yetiştirme kursları başlayacak, hani şu aylardır “Öğretmene müjde!” diye anlata anlata bitiremedikleri kurslar. Özel kurumlar hariç devlette 15 yıldır öğretmenlik yapıyorum,2007 yılına kadar çalıştığım kurumlarda ücretsiz kurslar açtım,işleyişle ilgili olarak MEB Bakan Yardımcısı Orhan ERDEM’e Bakü’ye geldiği bir dönemde ayaküstü de olsa kanaatlerimi ve yapılması gereken değişiklikleri anlatmıştım, çalıştığım İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ndeki sorumlu arkadaşlara bildiklerimi anlattım,hatta öğrencilerin ve velilerin kaygılarını giderecek çalışmalar için tüm il koordinasyonuna talip oldum,görev verirler mi bilemem J

Hazırlık ve istikbâl kaygısı yaşayanlar için de özel ders, talep patlaması yaşayacak olan bir sektör olacak, hatta birkaç farklı branştan öğretmenler özel ders ofisi gibi, büyük şehirlerde öğrenci koçluğu gibi, eğitim danışmanlık hizmetleri gibi çalışmalarla bir araya gelecek ve sadece paraya endeksli oluşumlar görülecek. Daha da ileri giderek söyleyeyim,meslektaşlarım beni bağışlasınlar,farklı okullarda çalışan öğretmenler arası özel ders paslaşmaları  yaşanacak maalesef.

Bütün bu olumsuz ve karamsar düşüncelerimin çözümü sadece devletimizin yapacağı hamlelere bağlı, illerde ciddi bir koordinasyon, ciddi ve iyi planlama, hazırlık ve yetiştirme kursları için dersanecilik mantığını bilen öğretmenlerin tespiti, kullanılacak yayın ve diğer materyallerin tespiti gelecek mayıs , haziran aylarında yapılmalı ki eğitim öğretim dönemi başlamadan öğrenci ve velilere güven verilmelidir.

Aman oğlum, kurban olam yapma!..

 

Vakti zamanında karısı ve kayınpederi tarafından zengin bir köy ağası varmış!.

Karısının  parasını yediği için, karısı tarafından beş parasız bırakılma endişesiyle çapkınlığını açıktan yapmak yerine saman altından su yürüterek köyün uyanık ama bir o kadar da güzel olan kızlarından birisiyle ara ara kaçamaklar yaşıyormuş!.

 

Karısı da tıpkı kendisi gibi köyün zengin delikanlılarıyla kaçamaklar yapar; adam oynaşıyla oynaşı adamla, kadın cilveleştiği delikanlılarıyla delikanlıları kadınla falan derken herkes paranın verdiği esaretle birbirlerinin ahlaksızlıklarına göz yumarak mutlu mesut bir şekilde yaşarlarmış!.

 

Koca köyde sadece bir saf oğlan varmış, o da adamla karısının tek oğullarıymış!.

Adam birgün şeytanın bile aklına gelmeyecek bir plan yapmış ve oynaştığı genç sevgilisi ile daha çok zaman geçirmek ve akşamları karısını uyuttuktan sonra soluğu kırığının yanında almak için sevgilisini oğluyla evlendirmeye karar vermiş!.

 

Durumu anlattığı sevgilisi başta itiraz etse de adamın planının işe yarayacağını düşündüğü için teklifi kabul etmiş ve oynaştığı adamın saf oğluyla evlenmeye razı olmuş!.

 

Oğlu ile sevgilisinin düğününü kendi elleriyle yapan uyanık adam, aradan geçen birkaç ayın sonunda oğlunun sevgilisiyle aynı yatağı paylaşmasına tahammül edemez hale gelmiş ve başka bir plan yaparak bir arkadaşına verdiği yüklü bir rüşvetle oğlunu maddi sıkıntıda oldukları gerekçesiyle kandırarak Rusya’ya çalışmaya göndermek için razı etmiş!.

 

Böylece oğlu gurbette olacak, yaşı bir haylı ilerleyen karısı erkenden yatacak ve aslında sevgilisi olan gelini de sabahlara kadar kendi koynunda olacakmış!.

 

Oğlunun vize işlemlerini birkaç gün içinde hızla tamamladıktan sonra oğlunu yolcu etmek için havaalanına gelmişler ve “Aman Oğlum, Kurban Olam; Gittiğin Yer Ecnebi Memleketidir, Karılarına Falan Aldanıp Paranı Çarçur Etme Sakın, Hem Oraların Kadınları da Hastalıklı Olur, MazAllah Birisiyle Yatar Hastalık Falan Kaparsın, Dönüp Buraya Geldiğinde Onlardan Bulaşan Hastalığın Karına Geçer, Karından Bana Geçer, Benden Anana Geçer, Anandan Köye Geçer, Hep Beraber Zührevi Bir Hastalığa Kapılıp Gebeririz” diye iyice nasihat ettikten sonra oğlunu uğurlamış!.

 

Tam 40 yıl boyunca “Devlete Adam Yetiştirmek” bahanesiyle “Devlete Adam Yerleştiren” iplikleri de pazara çıktıktan sonra mazlum Din adamı rollerine bürünen zürriyetsiz bir çakalın son 16 yılını Pensilvanya’da geçirmesinin tüm boyutları son 1.5 yılda tamamen ortaya çıkmış durumda!.

 

Sadece İç İşleri Bakanı, Adalet Bakanı ve MİT Müsteşarı’nı kendisi belirlemek istemişti, iddiasına göre bu üç ismi kendisi belirlemiş olsaydı kavga bu kadar büyümeyecekti ve herşey tıkırında devam edecekti!.

 

Türkiye’nin içişleriyle ilgili verilecek kararları kendisi belirleyerek 27 Mayıs 1960 ihtilalini ülkemiz içinde belirleyecekti!.

 

Tutturamazda; Adalet mekanizmasını mekanizmasını devreye sokacaktı ve bunu adalet için değil, sadece hükümeti dizginleyip Kenan Evren gibi istediği gibi kararlar alıp kararlar verebilecekti!.

 

Buda olmazsa; gücünün yetmediğini anlayıp MİT’e verdiği emirlerle Türkiye’yi teröre yardım eden ülke konumuna getirerek Amerika’nın Irak’a yaptığı politikayı ülkemiz üzerinde uygulamasına zemin hazırlayarak suya sabuna dokunmadan İsrail’den aldığı emri layıkıyla yerine getirdikten sonra bir halk kahramanı olarak kendisi için yapılan ama yarım kalan sarayında geberene kadar keyif sürecekti ve geberdikten sonra da daha gebermeden önce kendisine yaptıracağı anıtkabirden daha büyük bir tapınakta cemaatine mensup olanların saygı duruşlarında kıyamete kadar yaşayacaktı!.

 

Yukarıdaki meselede anlattığım gibi; hangi oğlunu oynaştığı sevgilisiyle evlendirip Rusya’ya gönderdikten sonra gününü gün edecekti bilinmez ama sevgilisi olmak için ağzına bakan binlerce kavaşesinin aramızda olduğu oynanan son oyunlarla kesinlik kazandı bir defa daha!.

Hayırlı oldu

 

Akşam saatlerinde ajanslara ve haber bültenlerinin sayfalarına bomba gibi bir sondakika haberi olarak düşse de; şahsen beklediğim bir karardı Hakan Fidan’ın AK Parti milletvekilliğinden vazgeçip Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telkinleri doğrultusunda bir karar değişikliğine gideceği!.

 

Göreve başlaması da çok konuşulmuştu, görevini bıraktığını açıklaması da çok konuşulmuştu, tekrar görevinin başına gelmesi de çok çonuşuldu!.

 

İlk göreve başladığı zamanı hatırlayın lütfen, itiraz edenlerin başında İsrail ve İsrailcilerle Okyanus Ötesi karşı çıkmıştı!.

 

İsrail’den Amerika’ya iletilen, Amerika’dan Gülen’e iletilen Gülen’den de Paralel Örgüt’e iletlen emirler silsilesi ile Hakan Fidan MİT’in başına gelmesi şiddetle istenmeyen tehlikeli bir Erdoğan projesiydi zaten!.

 

Fidan’ın göreve gelmesinden sonra Erdoğan ile Gülen’in arasında soğuk rüzgarlar esmiş, Gülen ağabalalarından aldığı emiri yerine getirmek için elinden geleni yapsa da Erdoğan’ın kararlılığından tırsarak gerçek yüzünün ve kimlere hizmet ettiğinin ortaya çıkmamasını perdelemek için Hakan Fidan’ı kumpaslarla harcamanın hesaplarını yapmıştı!.

 

OSLO görüşmelerinin montajlanarak servis edilmesi, PKK ile yapılan görüşmelerin cımbızlarak piyasaya sürilmesi gibi örnekler, Gülen’in yaptığı en bariz kumpas hesaplarını ortaya ziyadesiyle koymaya yetiyordu!.

 

Gülen’in asıl niyeti; polis akademisini kendi sağladığı torpillerle bitiren Emre Uslu’yu MİT’in başına getirerek istediği kulvarda istenildiği gibi at koşturmaktı kendi egemenliğini sağladıktan sonra Türkiye’ye Hümeyni gibi karşılanarak gelmekti!.

 

Amerika’da doktorasını tamamlamaya giden Emre Uslu, iki yıl görmesi gereken eğitimini firarla sonuçlandırınca planlar suya düştü ve B planı olarak Önder Aytaç MİT’in başına getirilmek istendi!.

 

2010 yılındaki seçim çalışmalarında Cemaatin kendisine oynadığı oyunu  fark eden Erdoğan, yapılan kirli planlara kendi kurduğu planla karşılık verdi ve Gülen daha fazla gözebatarak dikkat çekmemek için bu oyundan vazgeçti!.

 

Aradan geçen 4.5 yıl sonunda taşlar yerine oturdu ve bakkal dükkanı gibi herkesin “Yaz Tahtaya Alırsın Haftaya” rahatlığıyla elini kolunu sallayarak girdiği MİT, nihayet ilk defa millileşti ve kendi ülkesine hizmet etmeye başladı!.

 

Milletvekilliği adaylığı siyasetin içinde olan bizler tarafından pek hoş karşılanmasa da, dava ve selahiyet şuurundan dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi rahatsızlığımızı açık bir dille ifade etmek yerine kısmen de olsa destekler nitelikte göründük!.

 

Lakin; yanlış hesabın Bağdat’tan döneceğini, bu kararın Erdoğan tarafından erteleneceği, Fidan’ın “Başkanlık Sistemi” sonrasında daha sistemli bir Türkiye’de daha elverişli bir makamda değerlendirileceğini tahmin etmek hiç de zor değildi!.

 

Nitekim de öyle oldu ve geçtiğimiz hafta muhalefetin bolca dedikodusunu yaptığı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Umre ziyaretine giderken Hakan Fidan’ın da yanında olması bunun en açık göstergesiydi!.

 

Her ne kadar Erdoğan Cumhurbaşkanlığı makamında olsa da ve emanet ettiği AK Parti’nin iç politikasından uzak dursa da, Fidan’ın adaylığı için tavrını açık bir şekilde koydu istemediğini dile getirerek toplum nezdinde parti içindeki kararlara müdahil olabileceğinin sinyallerini vermiş oldu!.

 

Fidan’ın adaylığı ile ilgili kanaatini dile getirdikten sonra topu parti genel merkezine atıp, alınacak kararın isabetli olup olmayacağını uzaktan izlemeyi tercih etti!.

 

Tarihinde ilk defa gerçek anlamda millileşen, alışılagelmiş emir alma şamar oğlanı gibi yabancılardan aldığı talimatları yerine getirme alışkanlıklarını bir tarafa bırakan, Ortadoğu gibi bir Cehennem çukurunda akıl dışı operasyonlara yakışıklı ve hafızalara kazınacak imzalar atan, uydu görüntüleriyle adamlarını kurtaran yabancı istihbaratçıların beceremediği sonu hüsranla sonuçlanan operasyonların aksine IŞİD gibi gangsterlerin elinden onlarca kişiyi burunları bile kanamdan kurtaran Hakan Fidan’ın pasif bir milletvekilliği görevinde olmasından rahatsızdı Cumhurbaşkanı!.

 

Haklıydı; çocuğu gibi büyüttüğü AK Parti’yi emanet ederken belki de bu kadar düşünmemişti ülkesinin geleceğini!.

 

AK Parti millet ile devlet arasındaki içsel bir sinerjinin çatısı konumundaydı ama MİT  Türkiye ile dünya arasındaki çok ciddi meselelerin kilit noktasında bir pozisyonundaydı!.

 

Velevki; çeşitli entrikalarla kapanan bir AK Parti’nin tekrar toparlanıp iktidar olması ile kısa bir zaman alırdı ama dağılıp lağvolan bir MİT’in kazandığı prestijini kaybetmesi ülkenin karanlık odaklar tarafından ele geçirilip en az bir yıl geriye gitmesi demekti!.

 

Hakan Fidan’ın ismi daha adaylık için resmiyet bile kazanmadan aday olduğu AK Parti içindeki isimler dahil herkesin tam desteğini alırken, Hakan Fidan kendisine yakışanı yaptı ve herkesin olmak istediği o makamı Erdoğan’ın öngördüğü tehlikelerden dolayı elinin tersiyle iterek halkın takdirini bir kez daha kazanmış oldu!.

 

Günümüzün en değerli varlıkları arasında altın gösterilir ve Hakan Fidan da devlet için adeta bir altın değerinde, lakin altının da değerini en iyi kuyumcu bilir!.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı elindeki altının değerini bilen bir usta olarak tekrar tebrik ediyorum ve  Hakan Fidan’ı da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bir Cumhurbaşkanından ziyade saygı duyduğu bir ağabeyi olarak görmesinden ötürü onu kırmadığı için takdirle karşılıyorum!.

 

Muhalefet ve Paralel Örgütün içindeki avuntu odaklı dedikodulara gelince; Hakan Fidan’ın adaylıktan vazgeçmesine seviniyormuş gibi yapmalarına kimse aldanmasın, Fidan’ın adaylığını açıklamalarının ardından yaptıkları Fidan’sız hesapları altüst olduğu için öfkelerinden kudurmak üzereler!.

 

Türkiye’deki, Ortadoğu’daki ve dünyadaki Fidan’ın başa gelmesiyle bozulan işlerinin üzerine yaptıkları tüm hesapları yarım kaldı ve Erdoğan’ı Menderes gibi darağacında sallandırma hayalleri suya düştü Fidan’ın tekrar MİT’in başına gelmesiyle!.

 

Hakan Fidan’ın görevinin başına geri dönmesini Ülkemiz için de, milletiniz için de, Ümmetimiz için de tekrar hayırlı olmasını Allah’tan niyaz eder görevinde başarılı olmasını temenni ederim..

 

Selam ve Dua ile..

 

Gündeme dair birkaç kanaat

 

Geçen hafta  elde olmayan sebeplerle yazımı yazıp gönderememiştim,bu sebeple beni bağışlayın. Geçen süre içinde gündem epey kalabalıklaştı, maalesef yine öğrenmiş olduk ki içeride ve dışarıda ne kadar çok düşmanımız varmış. Doların yükselişi,çözüm sürecinde silah bırakma ile ilgili olarak terörist başının sözde çağrısı, Kabataş olayı, salt iktidar karşıtlığı yapmak için iyi olan her şeye karşı çıkmak vs vs…

Doların yükselişinden dolayı içeride mutlu görünen ve bu suni yükselişi Cumhurbaşkanına bağlamak kaydıyla muhalefet yaptığını zanneden, karşıtlığı ve kinini ancak bu şekilde kusan memleketine düşman bir  kitlenin varlığı aslında çok da şaşırtmadı beni. Bunların bir grubu siyasetle meşgul ve muhalefet görevini hakkıyla yerine getiremeyen muhalefet partileri, bir grubu da iktidarın 2002’de Ak Parti’ye geçmesiyle devletin her yerine siyasi iktidarın eliyle yerleştirilen sonrasında da, çok da şaşırmadım tabii, menfaatlerine ters gelen bir şey olduğunda iktidarla ters düşen malum  kitle, daha evvel de yazdığım gibi bu grubun devletin her yerine yerleştirilmesi ve son yıllarda  devletin işleyişinin birçok konuda bu sebeple sıkıntıya sokulmasının esas mesuliyeti siyasi iktidara aittir,şimdi de kurtulma çabası içinde. Bu tarz oluşumlara hiçbir şey sormadan sadece biat edeceksin ve sorgusuz sualsiz ne istenirse vereceksin ki hakkınızda her yerde iyi söz etsinler, aksi takdirde bir anda aleyhinize dönerler, aleyhte söz söyleyenleri ya yalancılıkla itham ederler ya iftirayla ya da şefkat tokadı ile ürkütmeye çalışırlar ya da lanetleşmeye davet ederler veya beddua ederler. Sırf hükûmete karşıt olmak için doların yükselişini siyasi iktidara veya Cumhurbaşkanına bağlama gayretinde olanlardan birileri de bu grup basın yayın organları. Bütün bunlarla beraber  siyasi iktidar da şeffaf ve adil yönetim mantığını göstermek durumundadır, ”Ben yaptım, oldu.” mantığıyla hareket etmek sadece siyasilere değil ülkemize zarar verir, iktidar kendi partisinden seçilmiş belediye başkanlarını sıkı takibe almalı, rantiye işlerine bulaşanları cezalandırmalı ve içinden atmalı, görevden almalı, hakkında yolsuzluk iddiası olanları araştırmalı, bulaşanları cezalandırmalı. Çözüm süreciyle alakalı olarak birkaç gün evvel hükûmet yetkilileriyle HDP’nin temsilcileri bir araya gelmiş ve bahar aylarında terör örgütünün silah bırakma amaçlı kongre yapması gerekliliğini terörist başının mesajı olarak okunmuştur. Terör meselesinin çözülmesini her Türk ister; ancak gençlik yıllarından beri siyaseti ve devletimize düşman kitleyi takip ederim, Doğu Anadolu’da çalıştığım dönem de olduğu için örgütün her türlü şekil ve oyun içine girebileceğini az çok biliyorum. Bütün bunlardan hareketle bu terör örgütünün silah bırakmaya yanaşmayacağını, bağlı oldukları yabancı ülkelerden talimat almayı bırakmayacağını söylemekte sakınca görmüyorum. İnşallah ben yanılırım.

Kabataş hadisesi de bir başka garabet, tesettürlü bir hanım ki anlattığı olayı tesettürlü olmasa da bir hanımın yaşaması kabul edilemez bir durumdur, Gezi olayları esnasında saldırıya uğradığını ve saldırı esansında yaşadıklarını anlatmıştı bir röportajda, yüzü bulanık gösterilmişti o röportajda. İşin vahim tarafı bu olay aslında yaşanmadı, kamera görüntüleri yok manasına gelen cümlelerle anne olan bir kadının “yaşadım” dediklerini yok sayarak hareket eden gazeteci güruhunun olayı bir linç kampanyası haline dönüştürme gayreti. Bu hadise yaşanmış ve bugünlerde sulandırılma gayreti varsa bunun da öncelikli mesuliyeti bu olayı ağızlarına sakız etmiş siyasetçilerdir. Mobese kayıtları ortada yokmuş, civar esnafa sorulmuş gibi açıklamalar mevcut; ancak bu açıklamalar resmi ağızdan mı sormak gerek, resmi ağızdan ise açıklamayı yapan şahsın açık kimliği ve bu hadiseyle meşguliyeti nedir, bunları sormak gerek. Maalesef sorgulamadan sadece gazetelerde haber mevzuu yaparak mideleri bulandırmanın marifet olarak kabul gördüğü bir dönemi yaşıyoruz. Goygoycu gazetecilik ve prensipsiz siyasetten vazgeçilmeli.

Çözüm süreci ve hazımsızlar

28 Şubat tarihinin Türkiye üzerinde bıraktığı kalıcı etkileri, gördüğümüz ihanetler, yaşadığımız acı tecrübeler ve zihnimizde tazelenen kalleşliklerle anılarımızı tazelerken hayırlı bir haberle hepimiz 100 yıldır topraklarımızda akan kardeş kanını nihayete erdirecek bir haberle müjdelendik..

1999 yılında üç kafadarın Amerika ve Avrupa’ya verdikleri sözlerden ötürü 16 yıla yakın bir zamandır İmralı’da tutulan Abdullah Öcalan, HDP’li Sırrı Süreyya Önder ile 10 maddelik bir metin göndermişti ve “Silahların Bırakılması, Çözümün Parlemento Çatısı Altında Aranması Gerektiğini” özetlemişti kısaca!.

Yakın siyasi tarihimizde Turgut Özal, Necmettin Erbakan gibi Türk siyasetine damgasını vurmuş isimlerin defaatle yaptıkları girişimler sonuçsuz kalsa da, siyasi kariyerini ve hayatını bu uğurda ortaya koyan Recep Tayyip Erdoğan çok ciddi birkaç denemenin ardından nihayet sonuca en çok yaklaşan isim oldu!.

Erdoğan’ın daha önceki denemeleri pek çok kırılma noktasıyla sekteye uğrasa da, azimle ve kararlılıkla başta bölge halkı olmak üzere siyasi kimlikli Kürtlerin gönülünü almayı başararak olayı silahlarla dağlarda aşmaya çalışmak yerine müzakereyle masa başında konuşmayı kabullendirdi sonunda!.

AK Parti’nin Doğu ve Güneydoğu illerinde etkili tam anlamıyla etkili olduğu 2010 yılına kadar Kürtlerin ketun tutumları, katı kurallı yaklaşımları, mesafeli davranmaları ve Kürt Sorununun Çözümü için Erdoğan’a güvenmemelerini bölge halkından birisi olarak normal karşılıyordum!.

Zira; PKK’nın kurulduğu tarihin öncesinde ve sonrasında devletin Kürt halkına karşı davranışlarına, yaptıkları keyfi keder zulümlere, ettikleri hakaretlere, onlara 3. sınıf insan muamelesini bile çok görmelerine defalarca şahit olmuştum ve o bölgede yaşayan insanların devletle olan kavgalarında haklı oldukları halde suçlu olduklarına yüzlerce defa yaşadığım tecrübelerle kanaat getirmiştim!.

Köyün delisini PKK’lı diye vurup öldürdükten sonra cesedinin yanına koydukları kaleşnikof silahlarla fotoğraflarını çekip Genelkurmay’a “PKK’lı Öldürdük” diyerek kelle başı pirim aldıkları, gece PKK kıyafetleriyle köylünün erzaklarını toplayıp götürdükten sonra sabahın seherinde aynı kişilerin sakallarını keserek asker kıyafetleriyle köylüyü pijamalarıyla dışarı çıkarıp “PKK’ya Yardım ve Yataklık Yaparsınız Haaa” diyerek işkenceler ettiğini, düzlük arazilerde kurulu köy yerlerini golf sahası yapmak için yerli halkı köylerinden sürdüklerini, köyün karısına kızına laf atıp gördükleri tepkiye kızarak tepki gösterenlere intikam işkenceleri yaptıklarını falan yazmak içimi acıtan gerçeklerden sadece bir kaçı!.

Göç sonucu büyükşehirlere gelen Kürt asıllı vatandaşların diyebilirim ki tamamı geldiklerinde hizmet sektörlerinde çalışarak, amelelik yaparak, hamallık yaparak, ayakkabı boyacılığı yaparak bir ev yada ekmek sahibi olurken Batı menşeli Beyaz Türklerin çocukları bırakın bu işleri yapmayı askerlik görevlerini bile Doğu ve Güneydoğu illerinde yapmıyorlardı babalarının torpilleri sayesinde!.

Dün aramızdan ayrılan merhum Yaşar Kemal’in dediği gibi “Bizler Kürtlere Hep Emrettk, Onlara Hiç Hizmet Götürmedik!.”

Dönelim konumuza; Yaşanan bunca acı tecrübeye ve talihsiz geçmişe rağmen son 5 yılını sadece Kürt sorunu için ayıran Erdoğan zafere Kürtleri de arkasına alarak bir adım daha yaklaşmışken, Öcalan’ın gönderdiği barış mesajından sonra Ulusalcı ve Milleyetçi bildiğimiz kesimin çatlak sesleri ortalıkta çok geçmeden yankılanmaya başladı!.

Siyasi kimlikli dinazorlar fıtraktarı gereği zaten üzerlerine düşeni yapacaklardı ve ihanet suçlamasıyla gardlarını alarak saldırıya geçeceklerdi, bunu tahmin etmek çok da zor değildi doğrusu!.

Günlerce Meclis’teki İç Güvenlik Yasa’sı için yapmadıkları rezalet kalmayan, PKK’ya adeta kol kanat geren, onların meşru olmayan eylem biçimlerini yasaklamak isteyen ve kamu düzeninin sağlanmanmasıyla siyasi argümanları ellerinden giden paradigması dar muhalefetin ihanet adı altında yaptıkları söylemler kendilerini bile yüzlerine tükürülecek birer yalancı olmaya fazlasıyla yetmişti!.

Çıkan her terör eylemiyle devlete aba altından sopa gösteren, azılı teröristleri şirin birer eylemci olarak algı yöntemleriyle masumlaştırmaya kalkan, insanları bile bile ateşlere atarak akşam sundukları haber bültenlerinde dünyaya ülkemizi zulüm ile yönetilen bir Türkiye olarak yutturmaya çalışanlar Silahların Bırakılması ile tek bir kelime yazamadılar!.

Yazamadılar; çünkü medya algısıyla yönetemedikleri kirli savaşı kaybetmenin hezimetini yaşıyorlardı ve topluma akıtmak istedikleri zehir kendi kanlarına bulaşmıştı!.

Daha 10 gün öncesine kadar PKK’nın uzantısı olan ve terör örgütünü Meclis’te temsil eden HDP ile birebir görüşerek aday olmak için mavi boncuk dağıtanlar, HDP’nin Öcalan’ın yaptığı çağrıya uymaktan başka çaresi kalmadığını anladıkları için hükümeti PKK ile işbirliği yapmakla suçladılar!.

Milliyet Gazetesinin en cafcaflı en kıvrak dansözlerinden Aslı Aydıntaşbaş’ın “Kürtler Bizi Sattı” yazısı avuçlarını yalayarak kursaklarında kalan heveslerinin kendilerini nasıl kabız ettiğini ortaya koyan en güzel örnekti!.

Aslı hanım kusura bakmasın da; Kürtleri kendisi gibi onurunu Doğan Medyası aracılığı ile elin gavuruna satan iki kuruşluk insanlarla karıştırmış galiba!.

Öcalan’ın Silah Bırakma çağrısı ile PKK’nın eylemlerine son vereceğine yada yolları kesmeyeceğine kimse inanmasın sakın, eylemler yine devam edecek ve bu saatten sonra yapılan eylemleri “Paralel” diye tabir ettiğimiz Pensilvanya’daki deccalın Badem bıyıklı abileri yönetecek!.

Bu kanıya nasıl vardığımı merak ediyorsanız; Türkiye’nin pilot illerinde ile Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki eylemlerine, eylemlemlerdeki rahatlıklarına, bir türlü yaklalanamayan eylemcilerine, yapılacak operasyonları önceden haber alarak adeta karabatak gibi izlerini kaybettiren teöristlere dikkatli bakarsanız ne demek istediğimi çok daha rahat anlayabilirsiniz!.

Taş atan eylemci çocukları öldüren polisler, kullandığı TOMA ile yanan araçlara başka araçları sürükleyerek yakmaya çalışanlar, kah eylemcilerin kah güvenlik güçlerinin arasında boy gösteren sivil kıyafetli polisler bunlardan sadece birkaç örnek!.

Amaçlarına devlet içindeki yapılanmalarıyla ulaşamayan Paralel Terör Örgütü, PKK’nın bıraktığı boşluğu ara vermeden dolduracak ve tıpkı PKK’lılar gibi giyinerek yaptıkları herşeyi PKK’ya fatura ederek “PKK Sözünde Durmadı” intibası uyandırarak müzakereleri bozma hesapları yapıyorlar!.

Özetle; Pensilvanya Deccalı’nın PKK’dan daha tehlikeli olduğunu ve geberip gidene kadar elinden gelen her türlü şerefsizliği yapacağını kimse unutmasın!.

Olabilecek provakatif eylemlere, kışkırtmalara, göz boyamak için yapılan küçük çaplı gösterilere karşı Doğu’da ve Batı’da yaşayan herkesin sağduyulu olması gerekiyor bu saatten sonra!.

Çözüm Süreci’nin devletimize milletimize hayırlı olmasını diliyorum ve herkesi uyanık olmaya davet ediyorum!!!

Selam ve Dua ile..