Anlamak Üzerine

İnsanoğlu başlangıçtan günümüze hep dil ile birbiriyle iletişimini sağlamıştır. ”Dil düşüncenin evidir” der Witgenstein. Heidegger’de ise ifade “dil varlığın evidir” şeklindedir. Dilin temelinde anlamak, anlatmak ve anlaşılmak kaygısı vardır. Mevlana, “ne kadar bilirsen bil, söylediklerin muhatabının anladığı kadardır”der.
Öyleyse hayatın merkezindedir anlamak. Bir şeyi anlamadan dinlemeden değerlendirme imkânımız olamaz. Fakat anlamak işlemi nasıl gerçekleşecek. Son derece hızlı son derece hareketli bir dünya ve hayat akışı içerisindeyiz. Herşey akıyor geçiyor. Hem de çok hızlı bir şekilde akıyor. Biz modern insanlar da bu hızlı akışın dışında kalamadan hatta gönüllü olarak bu hızla akışa kendimizi kaptırarak yaşıyoruz hayatı. Hiçbir şey için vaktimiz yok. Çünkü durmadan hareket halindeyiz.
Öte yandan eğer hayatı, dünyayı ve eşyayı anlamak ve anlamlandırmak ancak ve ancak anlamaktan geçmektedir. Anlamak ve anlamlandırmak hareket halinde yapılabilecek bir eylem değildir maalesef. O nedenle çok ani, hızla aldığımız kararlar için daha sonra anlamadan yaptığımızı söyler ve pişmanlığımız ifade ederiz. Öyleyse gelin anlamak üzerine biraz duralım.
İngilizce anlamak manasına kullanılan understand kelimesi under ve stand kelimelerinden müteşekkildir. Burada stand kelimesi duruş, sabit kalmak anlamlarına gelir. Anlamak kelimesinde bir duruş ve sabit kalış vardır. Görüleceği üzere anlamak için bir durmak, bir duruş gerekmektedir veya anlamak ancak duruş ve sabit olma halinde gerçekleşen bir işlemdir.
Almanca’da anlamak manasına ver-stehen kelimesi kullanılır. Burada da stehen durmak, kalmak, demektir. Tıpkı İngilizce’de olduğu gibi Almanca’da da anlamak ancak durmakla sabit kalmakla gerçekleşebilir.
Arapça vakafe kelimesi durmak anlamındadır. Vekafe kelimesinden türeyen vukuf duruş demektir, Arapça mevkıf durak demektir. Haccın rükunlarındandır. Arafatta vakfe yapmak. Arafatta vakfe yapılır yani durulur, duruş yapılır. Türkçe’ye Arapça’dan geçmiş vukufiyet kelimesi de bir meseleye vakıf olmak meselenin künhüne, özüne nüfuz etmek, anlamak demektir. Hukuki anlamında vakıf sözleşmesi de, vakfedilenin sabit kalması, hareketinin engellenmesidir.
Türkçe’de bir şeyin tam olarak anlamak, özünü vakıf olmak manasına “durup düşünmek” tabirini kullanırız. Burada da durmak gerektir anlamak için. Öyleyse anlamanın en temel şartıdır durmak. Tam bu noktada içinde yaşadığımız modern dönem tüketim kültürü, sürekli bir şekilde hareketli olmamız, sürekli tüketmemiz, hep değiştirmemiz açıktan veya gizliden önerilir.
Tüketim kültürüne ve kapitalizmin çarkına çomak sokmak isteyenler öncelikle durmalılar ve düşünmeliler. Yani durup düşünmeliyiz yaptıklarımızı, yapmadıklarımızı, yapacaklarımız ve yapmayacaklarımızı.

Eğitiliyor(muş) Gibi Olmak

İnsanların karşılaştığı iki türlü davranış biçimi vardır. Bunlardan biri gerçek, diğeri gerçek(miş) gibi olan.
Gerçek olan davranışlar, beklenilen, istenilen ve amaç edinilenlerdir. Bunların gerçekleştirilmesi bazen sıkıntıdır. Buna rağmen gerçekçi olmaktan vaz geçmezler.
Gerçeklerin, gerçekleşmesi sırasında her şeyin istenildiği gibi olmayacağı gerçeğinin bilincinde olurlar.
Tasarımlarını bu gerecekler üzerinden kurarlar. Sürekli ceplerinde alternatif bir “B” ya da “C” planları vardır.
Sıkıntılı da olsa her durumda gerçeklerden ayrılmazlar. Daima gerçekçi davranmayı, gerçeklerle birlikte hareket etmeyi severler.
Onlar için gerçeklerle yüzleşmek bir eksiklik değildir. Aksine yüzleşmemek eksiklik olur.
Gerçeğin sonucunda ortaya çıkan durumu kabullenmek için duygularını hazırlamayı başarabilirler. Bunun için sürekli kendilerine telkinlerde bulunurlar. Nefis muhasebesi yapmamaktan geri durulmazlar.
Bir de bunların tam tersi davrananlar vardır. Gerçekten kaçarlar. Sürekli hayal âleminde dolaşanlar. Gezip dolaşmaktan yorulmayanlar. Ayakları yere basmayanlar. Gerçek ile sanalı birbirinden ayır edemeyenler. Aslında gerçeğin, gerçek olduğunu bilirler, fakat yüzleşmekten korkarlar.
Bunlar, yarasalar gibidir. Işıktan kaçarlar. Geceleri, karanlıkları dünyanın tek gerçeği sanırlar. Gündüze meydan okumayı da göze alamazlar. Işıkla birlikte yaşayamazlar. Gerçeğin gereğini yerine getirmeye erindikleri için gerçekle karşı karşıya gelmek istemezler.
Sürekli mazeret üretirler. Mazeretlerinin geçerli olmadığını bildikleri halde yine de üretmekten vaz geçmezler.
Hiçbir şeyin gereğini yerine getirmedikleri halde, getiriyormuş gibi davranırlar. Sözleri, eylemleri, bakışları görüşleri hep gerçekmiş gibidir. “Yor” gibi davranıp, “mış” gibi yaşarlar. Aslında onlar, imitasyon bir hayatın içinde debelenir durular.
Başını kuma gömülmüş devekuşu davranışı içinde olmayı, durumu kurtarmak olarak görürler. Her şeyin sahtesini yaptıkları için sahteliklere göz yummayı da tamamlayıcılık sayarlar.
Sistemsizliği, sistemmiş gibi göstererek, sanki dünyanın en başarılı işlerini onlar yapıyor(muş) gibidirler. En azından öyle görünmek isterler. Böyle bir algının yayılmasını isterler.
Bu tür insanlar, en kaçınılması gerekenlerdir. Çünkü yaptıkları sahte ve “şibih”liktir. Bunların davranışları, asılları ile karşılaştıklarında, güneşi gören kar gibi eriyip yok oluverirler. İşte o zaman, yanıltıcı davranışlarla geçirilen zaman ve emeğin, heba olup gitmiştir, fakat iş işten geçmiştir artık.
Son yılarda bu iki davranış şeklinden biri olan “mış” gibi davranışlarda olanlar o kadar arttı ki, neredeyse hayatın tamamını kapsar vaziyete geldi. Evden sokağa, sokaktan devlet kurumlarına kadar, her alanda bu türden davranışlara rastlanır oldu.
“Şibih” davranışların en yaygın görüldüğü alanlardan biri de maalesef eğitim sahasıdır. Eğitim bireysel ve toplumsal gelişim bakımından son derece önemli bir ihtiyaç olmasına rağmen, bu alandaki sahtelikler, “mış” gibi davranışlar, eğitimi yok etti. İşlevsiz hale getirdi.
Şimdi nerdeyse tüm eğitim kurumlarında, gerçek yerine sahte davranışlar hüküm sürer oldu oldu. İlkokuldan ortaokula, ortaokuldan liseye, liseden üniversiteye; örgün eğitimin her kademesinde “mış” gibi davranalar başköşelere kuruldu.
Çocukların gerçek bir eğitim almaları gerekmesine rağmen, gerçekliği olmayan eğitimlere tabi tutuldular.
Üstelik bu uygulamaları da sanki en gerçekçi olanı kendi uyguladıkları eğitimmiş caka sattılar. Bunun adı, “hem kel hem fodul oldu”.
Eğitimin tamamlanması için gerekli olan takip etmekten çok, yarıda kesmeyi bir zaman kazanımı olarak görüyorlar. Planlamadan, uygulamaya, uygulamadan değerlendirmeye geçemeden yarıda kesmeyi, bir eğitim gerçeği olarak gördüler.
Eğitim süreçlerini takip etmeden, atlayarak yürütmeyi maharet saydılar. İki yılda tamamlanacak bir eğitim sürecini altı ayda, hatta daha da aza indirmeyi maharet saydılar. Altı ayı, iki yıl diye yutturmaya çalıştırdılar. Bunun adına da “hızlandırılmış eğitim” dediler. Eğitim literatüründe böyle bir eğitim şekli var(mış) gibi davrandılar.
Kör ve topal bir sitem anlayışını dört başı mamur bir sistemmiş gibi sundular.
Öğrencilerin bilgiye ulaşmasını, almasını ve değerlendirmesini değil, ezberlemelerini gerçek eğitim sandılar. Ezberleyene zeki, yorumlayana, geveze dediler. Ezber bilginin emanet, yorumlanan bilginin kalıcı bilgi olduğunun “künhüne vakıf” olamadılar. Her konuda cehaleti diz boyu “hafızlar” yetiştirmeyi gerçek eğitim(miş) gibi takdim ettiler. Oysa üzerine söz söyleyebildiğiniz sizin, söyleyemediğiniz, başkalarının emaneti olan bilgidir.
Ne diyelim, devir imitasyon devri. Eğitimin de imitasyonu yapılıyor artık. Hep birlikte gerçek eğitimi vermek yerine, eğitiyormuş gibi yapıyoruz. Öğrencilerimiz de eğiliyormuş gibi yapıyorlar zaten.

İlahiyatlı Olma Bilinci -II-

Üçüncü örneğimiz Bosna’dan. 1. Mart 1992’den 14 Aralık 1995’e kadar Avrupa’nın göbeğinde bir savaş oldu ve Sırplar 100.000’den fazla insanın canına kıydı. Boşnaklar Müslüman Sırplar ise Hıristiyandı. Savaş öncesinde Yugoslavya’da Tito yönetiminde kominizim rejimi vardı ve din hayattan çıkarıldığı için pek çok Sırp Boşnak evliliği gerçekleştirilmişti. Savaş aile hayatında ve toplumda din birliğinin ne kadar önemli olduğunu çok açık bir şekilde göstermiş oldu. Savaş sonrasında Sırp Boşnak evliliği yapmış10.000’i aşkın aile mahkemelere boşanma davası açtı.
Şimdi düşünelim: Ülkemizde dış mihrakların oluşturup destekledikleri kanaatinde olduğum etnik temele dayalı bir terör hareketi 40 yılı aşkındır faaliyetini sürdürmektedir. Şunu iftiharla söylemeliyiz ki, bu kadar süre zarfında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerine gerekçesi “farklı etnik kimliği olan biriyle evlenmiş olmak” olan tek bir boşanma davası açılmış değildir. Sebebi gayet açıktır. Anadolu insanının en önemli birleştirici mayası Müslüman olmaktır. Bundan dolayı şer güçlerin özellikle ülkemizin bazı bölgelerinde misyonerlik faaliyetlerini artırdığını da biliyoruz. Çünkü din ayrılığının pek çok ayrılıklara sebep olduğunu onlar çok iyi bilmektedirler. Bu oyunu bozacak olanlar da İslam dininin hizmetkârı olan ilahiyatçılardır. Ülkemizin birlik ve bütünlüğünün, insanlarımızın kardeşçe bir ve beraber yaşamasının en önemli yapı taşları ilahiyatçılardır. Özellikle yurdumuzun çeşitli yörelerinde farklı etnik kimliklerden oluşan din görevlileriyle yaptığım seminer çalışmalarında sözünü ettiğim mayanın ya da bu yapı taşlarının ne kadar sağlam olduğunu bizzat müşahade ettiğim için bu güne kadar hiç ye’s hali yaşamadım.
Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Bunları nakletme amacım hangi konumda olursa olsun din hizmetini yüklenecek olan ilahiyat öğrencilerimizde bir farkındalık oluşturmaktır. Çünkü insan unutkan ve alışan bir varlıktır. Zaman zaman bulunduğu hali kanıksayarak ne kadar önemli bir misyon yüklendiğini unutabilmekte ve farkındalığı kaybedebilmektedir. Dünyevileşmenin arttığı, ihtiyaçların ve beklentilerin çoğaldığı günümüzde rızık endişesi bazen hizmet bilincinin önüne geçebilmekte ve dolayısıyla din hizmetkârının edinmesi gereken ilmi donanımı da olumsuz etkileyebilmektedir.
İşte tam bu noktada çok uzağa gitmeden yakın tarihimizde dine hizmet aşkını her türlü dünyevi değerin üstünde tutmuş ve bize bu emaneti çok zor şartlar ve kısıtlı imkanlara rağmen bize bu emaneti ulaştırmış bazı hizmet erlerinden, onların aşk, iştiyak ve heyecanından bahsetmek yerinde olacaktır.
Eskişehir’e 7 km mesafede Muttalip kasabasındanım. Kasabamızda Hacı Hilmi Efendi isminde bir Nakşî şeyhi vardı. Vefat ettiğinde ben yedi yaşındaydım. Kendisini hayal meyal hatırlasam da onun Kur’an hizmetlerini akrabalarımdan ve onu tanıyan kimselerden defalarca dinledim. Yüzlerce hafız yetiştirmiş, Rahmetli Bediuzzaman Said Nursi de onun hafızlık icazeti merasimlerinden ikisine katılmış. Vefat edeli 51 yıl oldu, hala rahmetle anılır.

2 $’lık şirketle 18 milyon liralık vurgun!

Aydın Doğan’ın da aralarında bulunduğu 47 kişinin akaryakıt kaçakçılığıyla suçlandığı iddianameden: Doğan merkezi Bahamalar’daki Lysa isimli şirketi 2 dolara satın aldı. Şirketin adı Point olarak değiştirildi. Rusya ve Ukrayna’dan alınan akaryakıt İngiltere’den alınmış gibi gösterilip AB vergi muafiyeti sağlandı

1941’de kurulan Petrol Ofisi, Özelleştirme İdaresi kontrolüne alındıktan sonra yeni yatırımlar yapılmaması sebebiyle hantallaşmıştı. 2000’de “Doğan-İş” tarafından satın alınmasının ardından o güne dek sadece TÜPRAŞ’tan petrol alan şirket, yurtdışından da petrol ithal etmeyi kararlaştırdı.

İSİM ALGISI İÇİN POİNT ADI VERİLDİ

Petrol ithalatında kullanılmak üzere merkezi Bahama adaları olan Lysa isimli şirket sadece 2 dolara satın alındı. Şirket Bahamalar’daydı ama faaliyetleri İngiltere’ydi. Adı, Petrol Ofisi’ni çağrıştırması amacıyla sonradan Point’e dönüştürüldü. Yönetimde “İş-Doğan” ortaklığındaki yöneticiler bulunuyordu. Bu şirket 2007’nin sonlarına dek Petrol Ofisi’ne akaryakıt temin etti.

TESLİM EDİLEN DELİLLER ORİJİNAL

23 Ekim 2008’de Kocaeli Emniyet Müdürlüğü KOM Şubesi’ne kritik bir ihbar yapıldı, İhbarda, Petrol Ofisi tarafından gerçekleştirilen akaryakıt ithalatında bazı usulsüzlükler yapıldığına yer verildi.

Kaçakçılığa şahit olan POAŞ çalışanının yaptığı ihbarda, Petrol Ofisi’nin akaryakıt ithalatında Gümrük Birliği olmayan ülkelerden yapılan ithalatın birlik üyesi olan İngiltere’den yapılmış gibi gösterilerek gümrük noktalarımıza sahte belge ibraz ettiği, vergi muafiyeti sağlanmak suretiyle vergi kaçırıldığı, devletin POAŞ tarafından zarara uğratıldığı iddia edildi. Emniyet güçleri ile görüşmeyi kabul eden ihbarcı çalışan, kaçakçılık faaliyetini delillendiren DVD, dosya ve bazı belgeler de teslim etti. Belgeler bilirkişilerce incelendiğinde orijinal oldukları anlaşıldı.

PARALEL SAVCILAR ÖRTBAS ETİ

Körfez Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma, POAŞ merkezinin Şişli’de bulunması sebebiyle Şişli Savcılığı’na gönderildi.

Adliyelerin birleştirilmesi ardından dosya, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na intikal etti. Diğer illerde aynı konuyla ilgili başlatılan soruşturmalar da İstanbul’da toplandı. Fakat paralel yapıya mensup savcılar bu soruşturmayı yıllarca öteledi.

Dosyayı sumenaltı eden isimlerden birisi de meslekten ihraç edilen 25 Aralık’ın mimarı Muammer Akkaş’tı.

TERÖR BÜROSUNA VERİLDİ

17-25 Aralık darbe girişimi ardından soruşturma dosyası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’na teslim edildi.

ÖRGÜTLÜ KAÇAKÇILIK

İddianamede Aydın Doğan, Ersin Özince ve Hanzade Doğan Boyner’in de aralarında bulunduğu 47 şüpheli hakkında ”kaçakçılıkla mücadele kanununa muhalefet”, ”resmi belgede sahtecilik”, ”suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” suçlarından hapis cezası istendi. Doğan ve Özince hakkında 23 yıla kadar her suçtan ayrı ayrı hapis cezası istenen iddianamede, diğer 45 şüphelinin ise “örgüte üye olmak” ile diğer suçlardan hapis cezasıyla cezalandırılmaları talep edildi.

MÜFETTİŞLERİN TESPİTLERİ İDDİANAMEDE YER ALIYOR

Savcı Adem Meral’in hazırladığı iddianame dosyasında soruşturma sürecinde Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Gümrük Bakanlığı’ndan raporlar alındığı görülüyor. Bu raporlara göre SPK, gümrük mevzuatına aykırılık tespit etmiş. Gümrük Müfettişleri’nin raporlarında da eksik ve yanıltıcı beyanname verilmek suretiyle gümrük kaçakçılığı suçunun işlendiği tespiti yer alıyor. Gümrük Müfettişleri ayrıca şirketin resmi kayıtları dışında ikincil kayıtlar olduğunu, Point ile POAŞ arasında kesilen faturaların bazılarının yasal kayıtlarda açıklanamadığını belirledi. Yasal olmayan kayıtlar POAŞ çalışanlarınca da tutuluyordu.

64 SEVKIYAT İŞLEMİ YAPILDI

İddianameye göre, Ukrayna ve Rusya’dan yola çıkan ve Petrol Ofisi adına konşimento ve manifesto belgeleri düzenlenen gemilerin, yüke ait resmi evraklarında yolda bulunduğu sırada değişiklik yapılıyor, AB ülkelerinin faydalandığı gümrük vergi muafiyetinden yararlanılmak üzere sanki İngiltere’deki Point şirketinden mal alınıyormuş gibi sahte evrak tanzim ediliyor ve Petrol Ofisi sanki İngiliz şirketinden mal alınıyormuş gibi evrak düzenleniyordu. İddianamede, Ukrayna ve Rusya’dan malı alan Point’in maliyet rakamlarını göz ardı edip zararına Petrol Ofisi’ne satış yaptığı, 43 milyon dolar zararına satış miktarı belirlendiği, böylece Petrol Ofisi’nin eksik ithalat beyannamesi vermesinin sağlandığı, 64 sevkıyat işleminde 6.3 milyon dolarlık (18 milyon TL’lik) vergi kaybının söz konusu olduğu anlatılıyor.

Petrol Ofisi’ne iddia olunan bu akaryakıt kaçaklığı faaliyetinde, Solmaz Gümrük Müşavirliği ve Catoni Deniz İşleri firmasının yardımcı olduğu, evraklarda yapılan sahteciliğin bu firma çalışanları eliyle gerçekleştirildiği öne sürülürken bu firmaların yöneticileri hakkında da dava açılmış durumda.

2 $'lık şirketle 18 milyon liralık vurgun!

Sabah

Türkiye’den flaş Musul hamlesi!

Terör örgütü DAEŞ’in Başika’ya yönelik son saldırısının arkasında, TSK’nın İstiklal Caddesi’ndeki terör eyleminin ardından DAEŞ hedeflerini vurması ve Musul’da 2 bin kişilik yeni bir Arap gücünü eğitmesi olduğu ortaya çıktı. Başika’ya yönelik son saldırının ardında ise İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırının ardından Türk topçusunun DAEŞ hedeflerini yerle bir etmesi yatıyor. İstiklal’deki saldırıdan sonra canlı bombanın DAEŞ militanı olduğu belli olunca Kilis Elbeyli’de yer alan Fırtına obüsleri Azez civarında belirlenen DAEŞ mevzilerini imha etmişti. Örgüte ağır kayıp verdirilen bu saldırıdan sonra DAEŞ intikam için yeniden Başika’ya yöneldi. DAEŞ’in salı günü Başika’ya yönelik saldırısı obüslerle püskürtüldü. Örgütün Başika’ya saldırdığı gün Gaziantep sınırından Türkiye’ye canlı bomba sokmak istemesi de Türkiye’ye yönelik iki ayaklı saldırı stratejisini ortaya koydu. Sınır hattında yakalanan Suriye uyruklu 10 DAEŞ militanından birinin üzerinden bomba düzeneği çıkmıştı.

YENİ ARAP GÜCÜ OLUŞTURULDU

Türkiye, Kilis’e düşen Katyuşa füzelerinin yanı sıra Suruç, Ankara Garı ve İstiklal’deki canlı bomba eylemlerinin hemen ardından DAEŞ mevzilerini Fırtına obüsleriyle vurdu. Ancak Başika çevresinde yaşanan son gelişmelerde DAEŞ’in Başika’yı hedefe almasındaki bir başka neden olarak öne çıkıyor. Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Türkiye Başika’da Peşmerge’nin de içinde olduğu Musul Ulusal Muhafız Güçleri’nin yanı sıra yeni bir adım daha attı. Bölgedeki Araplardan gelen talep üzerine Türk askeri Başika’nın yakınında Musul Araplarından yeni bir güç daha oluşturdu. 2 bin Arap’ın eğitildiği bu kamp DAEŞ’i rahatsız etti. Azez’de kayıp veren DAEŞ’in Başika’ya yönelik son saldırısının da 2 bin kişilik yeni Arap gücüne karşılık bir saldırı olduğu değerlendiriliyor.

Kaynak: Sabah

Türkiye’den flaş Musul hamlesi!

Terör örgütü DAEŞ’in Başika’ya yönelik son saldırısının arkasında, TSK’nın İstiklal Caddesi’ndeki terör eyleminin ardından DAEŞ hedeflerini vurması ve Musul’da 2 bin kişilik yeni bir Arap gücünü eğitmesi olduğu ortaya çıktı. Başika’ya yönelik son saldırının ardında ise İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırının ardından Türk topçusunun DAEŞ hedeflerini yerle bir etmesi yatıyor. İstiklal’deki saldırıdan sonra canlı bombanın DAEŞ militanı olduğu belli olunca Kilis Elbeyli’de yer alan Fırtına obüsleri Azez civarında belirlenen DAEŞ mevzilerini imha etmişti. Örgüte ağır kayıp verdirilen bu saldırıdan sonra DAEŞ intikam için yeniden Başika’ya yöneldi. DAEŞ’in salı günü Başika’ya yönelik saldırısı obüslerle püskürtüldü. Örgütün Başika’ya saldırdığı gün Gaziantep sınırından Türkiye’ye canlı bomba sokmak istemesi de Türkiye’ye yönelik iki ayaklı saldırı stratejisini ortaya koydu. Sınır hattında yakalanan Suriye uyruklu 10 DAEŞ militanından birinin üzerinden bomba düzeneği çıkmıştı.

YENİ ARAP GÜCÜ OLUŞTURULDU
Türkiye, Kilis’e düşen Katyuşa füzelerinin yanı sıra Suruç, Ankara Garı ve İstiklal’deki canlı bomba eylemlerinin hemen ardından DAEŞ mevzilerini Fırtına obüsleriyle vurdu. Ancak Başika çevresinde yaşanan son gelişmelerde DAEŞ’in Başika’yı hedefe almasındaki bir başka neden olarak öne çıkıyor. Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Türkiye Başika’da Peşmerge’nin de içinde olduğu Musul Ulusal Muhafız Güçleri’nin yanı sıra yeni bir adım daha attı. Bölgedeki Araplardan gelen talep üzerine Türk askeri Başika’nın yakınında Musul Araplarından yeni bir güç daha oluşturdu. 2 bin Arap’ın eğitildiği bu kamp DAEŞ’i rahatsız etti. Azez’de kayıp veren DAEŞ’in Başika’ya yönelik son saldırısının da 2 bin kişilik yeni Arap gücüne karşılık bir saldırı olduğu değerlendiriliyor.

SABAH

Irkçı Alman’a insanlık dersi

Türkiye, yaklaşık 3 milyon mülteciye kapılarını açarken, Avrupa göçmen dramına seyirci kaldı. Irkçı söylemler ise insanlığa yakışmadı. Irkçılıkta başı çeken isimlerin başında, Almanya’da aşırı sağcı Alman Nasyonal Demokrat Partisi’nin (NPD) Hessen eyaleti lideri Stefan Jagsch (29) yer aldı. Neo Nazi Alman siyasetçi, göçmen karşıtıydı. “Yabancılar dışarı”, “Mülteci akını dursun” ve “Tekne dolup taştı” gibi afişlerle yabancı düşmanlığını yaymaya çalıştı. Ancak ırkçı siyasetçi, “Gitsinler” dediği göçmenler sayesinde hayatta kaldı. Stefan Jagsch, 16 Mart’ta aracıyla yola çıktı. Direksiyon hakimiyetini kaybeden Jagsch, yoldan çıkarak ağaca çarptı. Kazada yüzünden yaralanan Jagsch’ın bacakları da kırıldı. O sırada otobüsle yoldan geçen mülteciler, aracı durdurup kendilerine düşman olan Jagsch’ı kurtarmak için kolları sıvadı. İki Suriyeli ağır yaralı Jagsch’a ilk yardımı yaptıktan sonra acil servisi aradı. Stefan Jagsch, istemediği mülteciler sayesinde ölümden dönerek hayatta kalmayı başardı.

Irkçı Alman'a insanlık dersi

‘GİTSİNLER’ DEDİĞİ MÜLTECİLER KURTARDI
Neo Nazi Alman siyasetçi Stefan Jagsch, “Gitsinler” dediği mültecilere yönelik nefreti körükledi. Ancak ülkeden göndermek istediği göçmenler sayesinde hayata yeniden “Merhaba” dedi.

Türkiye’den DAEŞ’e karşı Arap Birliği

Terör örgütü DAEŞ’in Başika’ya yönelik son saldırısının arkasında, TSK’nın İstiklal Caddesi‘ndeki terör eyleminin ardından DAEŞ hedeflerini vurması ve Musul‘da 2 bin kişilik yeni bir Arap gücünü eğitmesi olduğu ortaya çıktı. Başika’ya yönelik son saldırının ardında ise İstiklal Caddesi‘ndeki bombalı saldırının ardından Türk topçusunun DAEŞ hedeflerini yerle bir etmesi yatıyor. İstiklal‘deki saldırıdan sonra canlı bombanın DAEŞ militanı olduğu belli olunca Kilis Elbeyli’de yer alan Fırtına obüsleri Azez civarında belirlenen DAEŞ mevzilerini imha etmişti. Örgüte ağır kayıp verdirilen bu saldırıdan sonra DAEŞ intikam için yeniden Başika’ya yöneldi. DAEŞ’in salı günü Başika’ya yönelik saldırısı obüslerle püskürtüldü. Örgütün Başika’ya saldırdığı gün Gaziantep sınırından Türkiye‘ye canlı bomba sokmak istemesi de Türkiye‘ye yönelik iki ayaklı saldırı stratejisini ortaya koydu. Sınır hattında yakalanan Suriye uyruklu 10 DAEŞ militanından birinin üzerinden bomba düzeneği çıkmıştı.

YENİ ARAP GÜCÜ OLUŞTURULDU

Türkiye, Kilis’e düşen Katyuşa füzelerinin yanı sıra Suruç, Ankara Garı ve İstiklal‘deki canlı bomba eylemlerinin hemen ardından DAEŞ mevzilerini Fırtına obüsleriyle vurdu. Ancak Başika çevresinde yaşanan son gelişmelerde DAEŞ’in Başika’yı hedefe almasındaki bir başka neden olarak öne çıkıyor. Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Türkiye Başika’da Peşmerge’nin de içinde olduğu Musul Ulusal Muhafız Güçleri’nin yanı sıra yeni bir adım daha attı. Bölgedeki Araplardan gelen talep üzerine Türk askeri Başika’nın yakınında Musul Araplarından yeni bir güç daha oluşturdu. 2 bin Arap’ın eğitildiği bu kamp DAEŞ’i rahatsız etti. Azez‘de kayıp veren DAEŞ’in Başika’ya yönelik son saldırısının da 2 bin kişilik yeni Arap gücüne karşılık bir saldırı olduğu değerlendiriliyor.

2 milyon İranlı gelecek

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye teşekkürlerini sunduğunu kaydeden Bakan Elitaş, “Türkiye’nin kendi vatandaşları için çok uygun bir turizm destinasyonu olduğunu ilan ettiler. Rusya‘nın telafi edici etkisi sanırım buradan çıkacak” diye konuştu. Elitaş, İran‘a uygulanan ambargonun kaldırılmasının Türk ekonomisine etkilerine dair, “İran 80 milyar dolar ithalatı, 80 milyar dolara yakın da ihracatı olan bir ülke. Ticaretimiz iyi bir noktaya gelecek” dedi.

Erdoğan’ın sözlerine Brüksel’den açıklama geldi

Geens, CumhurbaşkanıRecep Tayyip Erdoğan’ın Brüksel‘deki saldırganlardan birinin Gaziantep’te yakalanıp sınır dışı edildiği yönündeki sözlerine ilişkin açıklamada bulundu. Kamu yayın kuruluşu VRT’ye konuşan Geens, İbrahim el Bakraoui’nin Türkiye‘de yakalandığını ancak Belçika’ya değil, Hollanda’ya gönderildiğini söyledi.
Bakan, ”Terörizmle bağlantılı olmayan bir suçtan hapis yattı, şartlı olarak tahliye edildi. O dönem terör bağlantısı bilinmiyordu” dedi.

ERDOĞAN: BELÇİKA BÜYÜKELÇİLİĞİNE İLETTİK

CumhurbaşkanıRecep Tayyip Erdoğan, Brüksel‘deki terör saldırısına ilişkin, ”Brüksel‘de saldırganlardan biri daha önce Haziran 2015’te Gaziantep’te yakalayıp sınır dışı ettiğimiz kişidir. Sınır dışı işlemini 14 Temmuz 2015’te notayla Belçika Büyükelçiliğine iletmişiz. Belçikalılar adı geçeni serbest bırakmıştır. Bu kişinin yabancı terörist savaşçı olduğu yönündeki uyarımıza rağmen Belçika terörizmle bağlantısını tespit edememiştir. Hatta burada Hollanda da söz konusudur. Kendi isteği üzerine, Hollanda’ya da iade etmişiz. Nota ile oraya da bildirilmiştir. Ülkemizin hassasiyeti bakımından da bunu özellikle ifade ediyorum” açıklamasında bulunmuştu.

İKİ İNTİHAR SALDIRGANI KARDEŞ
Brüksel‘de dün Zaventem Havalimanı ve Maelbeek metro istasyonundaki terör saldırılarında, saldırganlar hariç toplam 31 kişi hayatını kaybetti ve en az 260 kişi yaralandı. Bazı yaralıların durumunun ağır olması deneniyle ölü sayısının artmasından endişe ediliyor.
Belçika Federal Savcısı Frederic Van Leeuw, sabah saatlerinde yaptığı açıklamada, saldırılardan sorumlu kardeşlerden İbrahim el Bakraoui’nun Zaventem Havalimanı’ndaki, diğer kardeş Halid el Bakraoui’nun da Maelbeek metro istasyonundaki saldırıyı düzenlediğini bildirmişti.
Leeuw, havalimanındaki ikinci saldırıyı gerçekleştiren intihar bombacısı ile fotoğraflarda görülen ve kaçan diğer bir kişinin kimliğinin ise hala belirlenemediğini ifade etmişti.
Ancak Belçika medyası, bombaları hazırladığından şüphelenilen Najim Laachraoui’nin de havalimanındaki diğer intihar saldırganı olduğunu iddia etti.
Saldırıları DAEŞ üstlenirken, tüm ülkede terör alarmı seviyesi en yüksek düzey olan 4’e çıkarıldı. Polisler, havalimanındaki saldırı sonrası kaçmayı başaran saldırganı arıyor.