Anlamak Üzerine

İnsanoğlu başlangıçtan günümüze hep dil ile birbiriyle iletişimini sağlamıştır. ”Dil düşüncenin evidir” der Witgenstein. Heidegger’de ise ifade “dil varlığın evidir” şeklindedir. Dilin temelinde anlamak, anlatmak ve anlaşılmak kaygısı vardır. Mevlana, “ne kadar bilirsen bil, söylediklerin muhatabının anladığı kadardır”der.
Öyleyse hayatın merkezindedir anlamak. Bir şeyi anlamadan dinlemeden değerlendirme imkânımız olamaz. Fakat anlamak işlemi nasıl gerçekleşecek. Son derece hızlı son derece hareketli bir dünya ve hayat akışı içerisindeyiz. Herşey akıyor geçiyor. Hem de çok hızlı bir şekilde akıyor. Biz modern insanlar da bu hızlı akışın dışında kalamadan hatta gönüllü olarak bu hızla akışa kendimizi kaptırarak yaşıyoruz hayatı. Hiçbir şey için vaktimiz yok. Çünkü durmadan hareket halindeyiz.
Öte yandan eğer hayatı, dünyayı ve eşyayı anlamak ve anlamlandırmak ancak ve ancak anlamaktan geçmektedir. Anlamak ve anlamlandırmak hareket halinde yapılabilecek bir eylem değildir maalesef. O nedenle çok ani, hızla aldığımız kararlar için daha sonra anlamadan yaptığımızı söyler ve pişmanlığımız ifade ederiz. Öyleyse gelin anlamak üzerine biraz duralım.
İngilizce anlamak manasına kullanılan understand kelimesi under ve stand kelimelerinden müteşekkildir. Burada stand kelimesi duruş, sabit kalmak anlamlarına gelir. Anlamak kelimesinde bir duruş ve sabit kalış vardır. Görüleceği üzere anlamak için bir durmak, bir duruş gerekmektedir veya anlamak ancak duruş ve sabit olma halinde gerçekleşen bir işlemdir.
Almanca’da anlamak manasına ver-stehen kelimesi kullanılır. Burada da stehen durmak, kalmak, demektir. Tıpkı İngilizce’de olduğu gibi Almanca’da da anlamak ancak durmakla sabit kalmakla gerçekleşebilir.
Arapça vakafe kelimesi durmak anlamındadır. Vekafe kelimesinden türeyen vukuf duruş demektir, Arapça mevkıf durak demektir. Haccın rükunlarındandır. Arafatta vakfe yapmak. Arafatta vakfe yapılır yani durulur, duruş yapılır. Türkçe’ye Arapça’dan geçmiş vukufiyet kelimesi de bir meseleye vakıf olmak meselenin künhüne, özüne nüfuz etmek, anlamak demektir. Hukuki anlamında vakıf sözleşmesi de, vakfedilenin sabit kalması, hareketinin engellenmesidir.
Türkçe’de bir şeyin tam olarak anlamak, özünü vakıf olmak manasına “durup düşünmek” tabirini kullanırız. Burada da durmak gerektir anlamak için. Öyleyse anlamanın en temel şartıdır durmak. Tam bu noktada içinde yaşadığımız modern dönem tüketim kültürü, sürekli bir şekilde hareketli olmamız, sürekli tüketmemiz, hep değiştirmemiz açıktan veya gizliden önerilir.
Tüketim kültürüne ve kapitalizmin çarkına çomak sokmak isteyenler öncelikle durmalılar ve düşünmeliler. Yani durup düşünmeliyiz yaptıklarımızı, yapmadıklarımızı, yapacaklarımız ve yapmayacaklarımızı.