Din Psikolojisi Nedir? Ne İşe Yarar?

Din psikolojisinin algılanışı hakkında neler söylenebilir, bu konudaki görüşleriniz nelerdir? İletişim psikolojisi var, sosyal psikoloji, eğitim psikolojisi var, birçok alanla ilgili psikoloji dalları var ama din psikolojisi deyince, sanki o da nerden çıktı gibi bakılıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz, görüşlerinizi alabilir miyim?

Efendim,

Psikoloji, ruh bilimi, davranış bilimi, insanı tanıma ve tanıtma amacını taşıyan bir bilim dalı olunca o, bedensel ve ruhsal olarak karmaşık bir yapıya sahip olan insanın çeşitli özellik, ilgi, ihtiyaç, yeti ve yeteneklerini incelemek durumundadır. Öyleyse din de insanın bir ilgi ve tecrübe alanı olarak psikolojinin araştırması gereken konulardan biridir.

Biraz açacak olursak, psikolojinin amacı, insanın bu çok yönlü yapısının çeşitli açılardan ele alınmasını, onun ruhsal dünyasının tanınması için ilgi ve ihtiyaçlarıyla, genel ve özel yeti ve yetenekleriyle, sahip olduğu imkân ve imkânsızlıkları, güçlü ve zayıf taraflarıyla ortaya konmasını sağlamaktır. İşte bu büyük işi başarmak için yola çıkmış olan psikoloji, zamanla insanın çeşitli yönlerini ayrı ayrı incelemek gereğini duyarak genel psikoloji, bireysel psikoloji, sosyal psikoloji, adalet psikolojisi, din psikolojisi, değerler psikolojisi, gelişim ve öğrenme psikolojisi gibi alt bilim dallarını oluşturmuştur.

Psikolojinin bu çeşitli dallarının her biri, insanın farklı yönlerini kendi açılarından inceleyerek onun daha iyi, daha detaylı olarak tanınmasını, anlaşılmasını sağlamıştır.  Sözgelişi, öğrenme psikolojisi, nasıl öğreniyoruz sorusuna, öğrenme olayını, çeşitleri, metotları ve süreçleriyle inceleyerek; gelişim psikolojisi de, nasıl gelişiyoruz sorusuna, gelişim, büyüme ve olgunlaşma kavramları arasındaki ilişkiler sürecini inceleyerek cevap bulmaya çalışan psikoloji dallarıdır.

Buna göre din psikolojisi de insanın dini konulara olan ilgisini, dini olay ve olgular karşısındaki tutum ve davranışlarını incelerken onun inanması veya inkâr etmesinin, ibadet ve dua edip etmemesinin, dindar bir kişilik geliştirip geliştirmemesinin sebep ve sonuçlarını açıklamaya çalışır. Bu bakımdan psikolojinin dallarından birisinin de din psikolojisi olması gayet tabiidir.

Toplumdaki, o da nerden çıktı, anlayışına gelince, haklısınız. Galiba böyle bir tuhaflık, bir garipseme durumu olabiliyor. Belki de bunun kabahati bizde. Çünkü din psikologları olarak bu konuda gereken tanıtım çabasını gösteremedik. Fakat bu alanda yapılan çalışmalar artık belli bir birikim oluşturdu, sanırım.  Bir de belki, sizin gibi arkadaşların bize yardımcı olması, bu konuların gündeme gelmesi açısından önemli.

  • ) Din psikolojisi alanında birçok değerli hocalarımız var, çalışmalar yapılıyor, eserler meydana getiriliyor… Türkiye’de bir bilim olarak din psikolojisinin geldiği yeri özetleyebilir miyiz? Bugün ilahiyat fakültelerimizde din psikolojisi alanında dersler var… Bu dalın geleceği ile ilgili neler söyleyebiliriz?

Din psikolojisi, deneysel bir bilim dalı olarak psikolojinin Batıda ortaya çıktığı zamandan beri bir gelişim çizgisi izlemektedir. Belki önceleri pozitivist bir yaklaşımla bazı psikologların dine, dini tezahürlere hoş bakmadığı, dinî davranışları, dinî hayatı, bilimsel araştırmaların konusu olamayacağı gerekçesiyle, dışında bıraktığı, görmezden geldiği söylenebilir. Ancak bu tutucu ve dar görüşler tutunamamış, bir insan bilimi, bir sosyal bilim olarak psikolojinin insanı ilgilendiren, bireysel ve toplumsal olarak insan hayatında yer alan her türlü psikososyal olay ve olguyu incelemesi gerektiği tarzındaki anlayış baskın çıkmıştır. Bu sebeple bugün artık psikolojinin, sosyolojinin, antropolojinin ilgi ve araştırma konuları arasında dinî olaylar da yer almaktadır. Onların alt bilim dalları arasında da din psikolojisi, din sosyolojisi ve dinî antropoloji gibi disiplinler bulunmaktadır.

Türkiye’de, Din Psikolojisinin gelişmesinde ilahiyat fakültelerinin önemli bir yeri vardır. Bilindiği gibi psikoloji bir insan bilimi olarak insanla ilgili çalışma alanlarında, bulunduğu kabın rengini alarak eğitim alanında eğitim psikolojisi, adalet alanında adalet psikolojisi, ilahiyat alanında da din psikolojisi adını almaktadır. Buna göre ilahiyat fakültelerinde dinin fert ve toplum hayatındaki çeşitli tezahürlerini, yaşama biçimlerini incelemek, açıklamak için ilgili dersler programlara konulmuş, bu konunun uzmanları yetiştirilmeye çalışılmıştır. Dünden bugüne bu alanda yapılan yüksek lisans, doktora, doçentlik ve profesörlük çalışmaları başta olmak üzere, azımsanmayacak sayıda araştırma ve incelemeler yapılmış, yayınlanmıştır. Bugün Türkiye’de din psikologlarının sayısı da epeyce artmıştır, bu sayı profesöründen araştırma görevlisine, doktora ve yüksek lisans öğrencilerine kadar geniş yelpazede yüz rakamını da aşmıştır, sanırım. Bunların en az elli kadarı halen ilahiyat fakültelerinde kadrolu olarak görev yapmaktadırlar. Bu alanda yapılan çalışmalar genellikle dinî gelişim psikolojisi, ibadet psikolojisi, kişilik ve din, ruh sağlığı ve din, değerler ve din, din eğitiminin kişilik gelişimindeki fonksiyonları gibi ana konuları ihtiva etmektedir.

Din psikolojisinin bu çalışmaları ne işe yarar, denecek olursa bu çalışmalar bir taraftan dinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunurken bir taraftan da din eğitiminin daha sağlıklı yaklaşımlarla verilmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca bilim ve din, tıp ve din, sosyal hayat ve din gibi konularda insanların karşılaştıkları problemleri tespit ederek çözüm yolları aramaktadır. Bu alanda din psikolojisinin gelişen ilgi alanlarından biri de pastoral psikoloji veya dinî danışmanlık diyebileceğimiz bir alt disiplindir. Alanında gerekli eğitimi almış elemanların günümüz insanına cami, hastane, cezaevi, yetiştirme yurtları gibi sosyal hizmet kurumlarında da yardımcı olması mümkündür.

  • )ABD’de ve AB ülkelerinde manevi destekle hastaların iyileştirilmesine yardımcı olunuyor, böyle bir uygulama devam ediyor… Türkiye’de de başlatılması için bir takım yazılar ve çalışmalar var, ama hala bir çekingenlik var… Sizce bu konuda beklemeden hemen din psikologları artık hastanelerde göreve başlasın mı?

Bu konuda acele etmek yerine, gerekli altyapı hazırlanarak hareket edilmesinde fayda var. Yukarıda da değindiğimiz gibi, öncelikle bu alanda yetişmiş, donanımlı insan gücüne ihtiyaç vardır. Hastanelerde böyle bir hizmete ihtiyaç var, ama bu işi yüz akıyla yürütecek, dinî, psikolojik, sosyal hizmet formasyonu almış elamanlara ihtiyaç var. Bu elemanlar din psikologları olabilir mi, sanmıyorum. Bu konu ayrı bir altyapıyı gerektirmektedir. Belki ilahiyat fakültelerinde bu iş için uygun bir bölüm oluşturulabilir. Mesela, bu bölümün adı, Sosyal Din Hizmetleri Bölümü olabilir, diye düşünürüm. Bu konu sadece din psikolojisinin de alanı değil. Din eğitimi, din sosyolojisi, sağlık psikolojisi gibi alanlar da işin içine girmelidir.  Nitekim bizim fakültede bir din eğitimcisi arkadaşımız Yrd. Doç. Dr. Sadettin Özdemir, lisans seviyesinde Sosyal Kurumlarda Din Hizmetleri diye bir ders vermektedir. Bu arada konunun bir de hukukî yönü var, onu da ihmal etmemek gerekir.

  • )Hocam beden eğitimi bugün biliniyor ama ya ruh eğitimi… Ruh eğitimi deyince hemen akla tasavvuf geliyor, tasavvufun alanı o diyorlar… Ruh eğitimi ve beden eğitimini birlikte düşünülmeli diyebilir miyiz? Bu konuda neler yapılmalı?

Sizin bu söylediklerinizden anlayabildiğim kadarıyla şunları söylemek isterim:

İnsan, bir maddî yapısı olarak bedene, bir de manevî yapısı itibariyle ruha sahiptir. O, sadece etten ve kemikten yaratılmış, dışarıdan göründüğü gibi maddî ve somut bir varlıktan ibaret değildir. İnsanın bir de manevî yönü, ruhsal yapısı, ruhsal özellikleri, istidat ve kabiliyetleri vardır.

Haklısınız. Bugüne kadar verilen eğitim tarzıyla insanlarımızın daha çok maddî yönüne hitap edildi, eğitimde maddî değerler ön plana çıkartıldı ama manevî yönü ihmal edildi, millî ve manevî değerler ikinci planda kaldı. Bunun sonucunda belki bilimde, teknolojide, maddî kalkınma alanında bazı güzel gelişmeleri yakalayabildik, daha zengin bir millet olma yolunda ilerliyoruz. Ancak insanı insan yapan onun kimliği ve kişiliğidir, bu da onun manevî cephesini oluşturur. Kişiliğin gelişmesi için de millî ve manevî değerler sistemiyle takviye edilmesi zarureti vardır. Yoksa zengin olsak bile mutlu olamayız. Hırsızlığın, yolsuzluğun, terörün temelinde insanların vicdanlarının ihmal edilmesi, onları birbirine bağlayan manevî değerlerin yeterince veril(e)memesi, kendisine güvenen ve başkalarına güven veren bir kişiliğin onlara kazandırılamamış olmasının yattığını unutmamak gerekir.

  • )Türkiye’de maalesef hurafecilik konusunda gözle görülür bir artış olduğunu düşünüyorum, sanki medya da buna destek oluyor… Sizce din kullanılarak bir hurafe anlayışı mı yerleşiyor…Ve bu din adı altında samimi inananlara empoze ediliyor..

Efendim,

Hurafe konusu önemli. Bilindiği gibi hurafe, dinden olmadığı halde, dindenmiş gibi görülen boş, uydurma inanç, adet ve uygulamalara denir. Türkiye’de hurafelerin yaygınlaşması hem dinî, hem de psikososyal bir problemdir. Peki, hurafeler neden ortaya çıkar ve zamanla yaygınlaşır? Aydınlığın olmadığı yerde karanlığın olması kaçınılmazdır. İnsanlara dinin gerçeklerini öğretmezseniz, hurafeleri ortadan kaldıramazsınız. İslam’ın gerçeklerini bilmeyen, öğrenemeyen insanların din namına birtakım hurafelere sarılmasını çok görmemek gerekir. M. Âkif’in, İslam için, “Hurafeler bürümüş en temiz menabiini” derken yakındığı, şikâyetçi olduğu durum da budur. Bu bakımdan Müslümanların hurafelerden kurtulmaları için dinlerini kaynağından öğrenmeye ihtiyaçları vardır. Hurafelerin esas kaynağı cehalettir.