Sanatçı ve Toplum Ruhu

Kandinsky “Sanatta Ruhsallık Üzerine” adlı kitabının giriş bölümünü “Her sanat eseri, çağının çocuğu ve çoğu zaman duygularımızın kaynağıdır. Bundan da anlaşıldığı gibi uygarlığın her dönemi, asla tekrarlanmayacak, kendine özgü bir sanat meydana getirir. Geçmişin sanat ilkelerini canlandırma çabaları en fazla ölü bir sanat doğurur. Eski Yunanlılar gibi yaşamamız ve hissetmemiz olanaksızdır. Aynı şekilde, heykelde Yunan yöntemlerini takip etmeye çalışanlar da yalnızca bir form benzerliği elde ederler, eserleri ruhsuz kalır. Böylesi bir taklidin maymunun yaptığı taklitten farkı yoktur. Dıştan bakıldığında maymun insanı andırabilir; burnunun ucunda bir kitap tutarak oturacak ve düşünceli bir ifadeyle sayfaları çevirecektir, oysa yaptıklarının onun için bir anlamı yoktur”(Kandinsky,2015;27). İfadesiyle başlar ve her dönem ve toplumun ortaya koyduğu sanatın ayrı bir ruhunun olduğunu söyler.
Diğer taraftan bu medeniyetin oluşmasında belirgin iki ana kaynak olan sanat ve değer konusu, günümüzde birbiri ile bağdaştırılamayan iki kavram olarak ele alınmaktadır. Özellikle günümüz insanının, bu iki kavram arasındaki uyuşmaz tutumu, genelde sanat ve sanatçının toplumun genel değerlerine karşı kayıtsız kalmasından, hatta toplumun sahip olduğu ahlaki değerlerin sanatçılar tarafından küçümsenmesinden kaynaklanan dışlama sonucunda oluştuğunu ifade etmek mümkündür. Çünkü sanatçıların günlük malzemesi, daha çok halkın günlük ahlaki değerlerinin eleştirilmesi veya hicvedilmesi üzerine kuruludur. Aslında toplum eleştirilmekten korkmamaktadır. Ancak sanatçıların yaptığı şey, eleştiriden ziyade, toplumu değersizleştirmeleridir. Sanatçıların toplumu küçümseyen bu tutumu, toplum ile sanatçıların arasını açmış ve zaman içinde her iki tarafın birbirine karşı yabancılaşması ile sonuçlanmıştır.
Oysa sanatın ve sanatçının, tıpkı filozoflar gibi, toplumu entelektüel düşünceye ulaştırma gibi bir görevi vardır. İnsanlar kendi çabaları ile zengin olabilirler ancak, kendi kendilerine ve özellikle iyi örnekleri görmeden, entelektüel olamazlar. İyi ve güzel rol model olma, bir sanatçının en önde gelen görevi olmalıdır. Başka bir deyişle sanatçı, davranış kurallarını en iyi uygulayan, nezaketi imbikten geçirerek sunan, ince, narin, nezih, toplumsal adaletin oluşmasında öncü, birlikte yaşama kültürü oluşturabilen, toplumsal değerlerde farkındalık oluşturma amacı güden, yardımlaşma, hoşgörü, katlanma gibi kavramlar açısından iyi birer örnek olan insan konumunda olmalıdırlar.
Tekrar başa dönecek olursak eğer, sanatçı özgün olmalıdır. Bu özgünlüğü de yetiştiği ve yaşadığı toplumun değerleri ile zenginleştirmelidir. Böylece sanatçı ile toplum arasındaki uçurum ortadan kalmış ve toplum barışı daha sağlam bir temele oturmuş olacak, bunun neticesinde de sanatçı, yaşadığı toplumun ruhunu yakalamış olacaktır.

İlahiyat Fakültelerinde Okumak Zaman Kaybı Mı ?

Platon, Protogoras adlı diyoloğunda bir öğrenci için ders vermek isteyen bir sofistin, öğrenciye verdiği ders programını şu ifadelerle açıklar:“Benden ders alırsan bak elde edeceğin şey nedir söyleyeyim. Bir gününü benimle geçirdikten sonra olduğundan daha iyi o olarak evine döneceksin, ertesi gün de öyle, böylece günler geçtikçe iyiye doğru ilerleyeceksin… Ben öteki sofistler gibi değilim, o benim yanımda hiç güçlük çekmeyecek, gerçekten onlar (diğer sofistler) gençleri serseme çevirirler. Gençler aritmetik, astronomi, geometri, musiki gibi derslerden kaçtıkça bunları öğretmek için onların üzerlerine varırlar. Hâlbuki benim yanımda yalnız istediği bilgiyi öğrenecek. Bu bilgi tedbir’dir. Bu ona evini iyi yönetmeyi öğretecek; devlet işlerinde de, sözüyle, işiyle eylemiyle kusursuz yönetmeyi sağlayacaktır” Bu girişi yapmamın sebebi, son yıllarda özellikle İlahiyat Fakültelerinin sayısının artması neticesinde, bu fakültelerde öğrencilere ideal eğitimin verilemediği, beş yıl boyunca öğrencilerin zamanlarının boşuna harcandığı; halbuki kendi eğitim sistemlerini uygulamaları neticesinde, bu fakültelerde öğretilen her şeyin iki yıl içinde öğretebileceklerini iddia ederek ortaya çıkan medrese özentili insanların türemesi neticesinde bazı öğrencilerin kafalarının iyiden iyiye karıştığını görmemden dolayıdır.

Önce şunu bilmek gerekir; Üniversite Lise değildir. Başka bir deyişle, lisede bir öğretmen, dersle ilgili bütün bilgileri öğrenciye aktarır ve öğrenci o kitaptan sorumlu olarak sınavlara girer. Bu sınav neticesinde aldığı nota göre başarılı veya başarısız olarak kabul edilir. Bunun aksine üniversite eğitiminde belli bir kitaptan, belli bir konunun tamamını vermek yerine, metot vermek esastır. Yani konunun sınırları çizilir, kaynaklar tespit edilir, öğrencilerin sorumlu oldukları alan belirlenir. Bunun neticesinde öğrenci, kendi kapasitesi ve çalışması oranında bilgi edinir. Yani üniversitede öğrenci aktif olarak rol alır ve kendi çabası ile bilgiyi ulaşma yoluna gider. Öğrenci hazırcı, ağzını açmış bilgi alan konumda değil, çalışan, çabalayan, bilgiyi nerede ve nasıl elde edebileceğini bilen, aktif ve sorgulayıcı bir rol üstlenmiş olur.

Konuyu başka bir açıdan ele aldığımızda öğrenci, bu rolü üstlendiğinde, yeni bir kimlik kazanmış olur. Bu yeni kimlik, öğrencinin şahsiyet kazanması açısından son derece önemli ve eğitim açısından da gerekli bir süreçtir. İşte özellikle öğrenci merkezli olan bu süreç, üniversitelerin ana görevlerini oluşturur. Başka bir ifadeyle üniversitenin en önemli işlevi, öğrencinin kendi kendine yeten, bilinçli, bilgiyi nereden ve nasıl ulaşabileceğinin farkında olan, toplum içinde kendine güvenen, kendisi ile barışık, çevresine güven veren bir kimlik kazanmış olur. Bu kimliği kazanana bir öğrenci, eğitimin sadece okullarda değil, yaşam boyu sürdüğünün farkında olarak hayata atılır.

Sonuç itibariyle üniversite, öğrenciye metot verirken aynı zamanda bir kariyer de verir. Zaten hayatta öğrenciye gerekli olan şey, bilgiye ulaşabilme yanında, sahip olduğu kariyerdir. Yani çok şey bilebilirsiniz, ancak diplomaya sahip değilseniz, o bilginin kullanım alanı yoktur. Bu açıdan “Bize gelin, orada beş yılda öğrendiğinizi size iki yılda öğretelim” diyenler kendilerine köle arayan tacirlerdir. Bu tür köle tüccarlarından uzak durmak gerekir.