Kürkçü’yü yerin dibine sokan Davutoğlu’na ilk tebrik

Başbakan Davutoğlu Strazburg’da Avrupa Konseyi üyelerine seslendi.

HDP’LİYİ YERİN DİBİNE SOKTU, İLK TEBRİK BAYKAL’DAN

Burada kendisine “Cizre’de, Sur’da çocuklar kadınlar öldürülüyor” diye kendisine seslenen ve soru soran Ertuğrul Kürkçü’ye sert bir cevap veren Davutoğlu’nu ilk tebrik eden isim Avrupa Konseyi Parlementerler Meclisi’nde üye olan CHP’li Deniz Baykal oldu. Deniz Baykal Davutoğlu’nun konuşması biter bitmez kendisine yaklaşarak onu ilk tebrik eden kişi oldu.

Kürkçü'yü yerin dibine sokan Davutoğlu'na ilk tebrikDavutoğlu, Avrupalıları gözlerinin içine baka baka eleştirdi

Kürkçü'yü yerin dibine sokan Davutoğlu'na ilk tebrikDavutoğlu’ndan HDP’li vekile müthiş kapak!

Şehircilik Bakanı Sarı’dan HDP’ye imalı yanıt

Sarı, TBMM Genel Kurulu’nda, HDP’nin hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmamasının görüşmelerindeki konuşmasında, şehitleri rahmet ve şükranla andı. Sarı, terör saldırısında hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına ve millete de başsağlığı diledi.

Gensorunun; gerçeklerden tamamen uzak, kime ve niye hizmet ettiği tartışılır, vatandaşları mağdur etmeye yönelik bir girişim olduğunu belirten Sarı, “HDP milletvekillerince AK Parti inşaat merkezli politikaların partisi olarak ifade edilmiş, bilgiden kopuk, nesnellikten uzak iddialar sıralanmıştır. Suç bastırmaktan nemalanan bu iradeden başka bir şey beklemek yersiz ve yanlış olurdu, biz de zaten beklemiyoruz.” dedi.

Sarı, şöyle konuştu:
“İnşaat merkezliden kastınız, sadece bina yapmak ise eksiktir, yanlıştır. Şayet kastınız, inşa ve ihya merkezli bir parti olmamız ise isabetlidir, anlamlıdır ve doğrudur. Doğru, inşaat merkezliyiz. Türkiye’yi baştan sona yeniden inşa, imar ve ihya ediyoruz. Dünyanın en uzun ve geniş köprülerini, tüp geçitleri ve tünelleri, her ilimize yaptığımız havaalanlarını ve üniversiteleri, okulları, hızlı trenleri, iş merkezlerini, yaşam alanlarını ve sosyal donatıları kastediyorsanız haklısınız. Bütün bu çalışmalarla Türkiye’yi baştan başa yeniden donatıyoruz.”

Bakan Sarı, Marmaray gibi tarihi tüp geçitleri, Avrasya tünelini insanlar işlerine daha hızlı gitsin, ailesine kavuşsun diye yaptıklarını söyleyerek, “Birileri ise evlerin, sokaklarının altına tünelleri kazıp, insanları evlerinden ediyor, gencecik fidanlarımızı bu tünellere gömüyor. Biz yolları ‘ticaretim gelişsin, ülke kalkınsın’ diye yaparız ama birileri ise altına yerleştirdikleri patlayıcılarla kamufle etmek için yapar.” dedi.

Her türlü engellemeye rağmen bölgenin inşa ve ihyası için terör saldırılarında yıkılan, yakılan binaların yapılması ve bütün niteliksiz alanların elden geçirilmesi için çalışacaklarını ifade eden Sarı, çalışmalarını inatla, azimle, kararlılıkla sürdürdüklerini kaydetti.

Bakan Sarı, teröre karşı operasyonlar başladığı günden beri uzman kadrolarıyla bölgede olduklarını vurguladı.

Bölgedeki il müdürlüklerini adeta genel müdürlük haline getirdiklerine işaret eden Sarı, “Bölge normalleşene, huzur ve kardeşlik gelinceye kadar ve millet hain terör örgütünden kurtulana dek orada olmaya devam edeceğiz. Biz Sur’dayız, Silopi’deyiz, Cizre’deyiz, Suriçi’ndeyiz, Nusaybin’deyiz. Biz bu ülkeyi kalkındırmak için gece gündüz mücadele edeceğiz.” diye konuştu.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Sarı, Diyarbakır Suruçi’nin insanlığın ortak mirası olduğunu vurgulayarak, ev sahipliği yaptığı bütün medeniyetlerin izlerini bir madalya gibi göğsünde taşıyan Suriçi’nin zengin tarihi ve kültürel dokuya sahip örnek bir hazine olduğunu bildirdi.

Suriçi bölgesinin Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 1988’de aldığı kararla kentsel sit alanı ilan edildiğini belirten Sarı, şunları kaydetti:

“Başta surlarla, burçlar olmak üzere, alanda bin 142 yapı tescillenerek koruma altına alınmıştır. Suriçi ile ilgili olarak, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 2012’de aldığı kararla, koruma amaçla nazım imar planı ve aynı yıl koruma amaçlı uygulama imar planı onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Devlet, 1988’den bu güne kadar var olan ve işlemde olan süreci yürütmektedir. İddia edildiği gibi bugünden yarına alınmış, Diyarbakır ve Sur Belediyelerinin haberleri yokmuş, hiç görüşleri alınmamış gibi bir durum söz konusu değildir. Bugün görüşlerini almadığımız iddia edilen belediyeler, terör örgütü bölgede çukurlar kazarken, barikatlar, el yapımı patlayıcılarla tuzaklar kurarken, çıkıp da neden tek bir söz söylemedi?”

Daha sonra yapılan oylamada, Bakan Sarı hakkında verilen gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmedi.

Kaymakam​’dan Jirki aşiretine ziyaret

Beytüşşebap ilçesinden Ayvalık köyünde bulunan evine aracıyla seyir halinde olan Jirki aşireti lideri Tahir Adıyaman’ın aracına Hisarkapı mevkiinde yol kesen bir grup terörist tarafından uzun namlulu silahlarla saldırı düzenlendi. Saldırıya Tahir Adıyaman’ın adamlarının karşılık vermesiyle çatışma çıktı. Çıkan çatışmada yaralanan Adıyaman, Ayvalık Jandarma Karakol Komutanlığı’na kaldırılarak askeri helikopterle Şırnak’a gönderildi.

Beytüşşebap Kaymakamı Kadir Güntepe, saldırıda yaralanan aşiret lideri Tahir Adıyaman’a geçmiş olsun ziyaretinde bulundu.

Güntepe, görüşmeye dair fotoğraf paylaşarak, “PKK Saldırısı sonucu yaralan Jirki aşireti lideri Tahir ADIYAMAN’a geçmiş olsun ziyaretinde bulunduk” notunu düştü.

Terörün halka zulmünü açık açık anlattı

Yüksekova ilçesinde teslim olan 7 teröristten üçünün daha itiraf görüntülerine ulaşıldı. Teröristler, hainlerin genç yaştaki çocukları nasıl ölüme sürüklediğini, Kürt vatandaşların evlerini tahrip etmeleri için aldıkları talimatları, terör örgütü tarafından insan canının nasıl hiçe sayıldığını ve uğradıkları ihanetleri tek tek sıraladı.

“GİTTİKLERİ YOL İYİ BİR YOL DEĞİL, BU YOL KÜRT DAVASI DEĞİL”
15 yaşındaki çocukların, bölücü terör örgütü tarafından acımadan ölüme sürüklendiğini dile getiren itirafçı bir terörist, “Halk bizden kaçtı, evlerini terk edip gittiler. Evlerin duvarlarını deldik, evlerin altlarında tüneller kazdık. Kaçtığımız evleri yaktık, çok fazla zarar verdik Kürt halkına ve bölge halkına. Milletin göç etmesine sebep olduk. Milletin evlerini talan ettiler, millete zarar verdiler. Bize vaat ettikleri hiçbir şeyi yapmadılar. Bizi direkt ölüme sürdüler. Bize ‘değerli olan eşyaları alın, duvarları delin, işiniz bittiğinde evleri yakın’ dediler. Pişmanım, ben devletin adaletine sığındım. Teslim olmaya geldik, bizi aldılar, bize direkt yemek ve içecek verdiler. Bizi iyi ağırladılar. 16,17 yaşında, 15 yaşındaki genç çocuklar vardı, hepsi telef oldu. En kısa zamanda gelip devlete sığınsınlar, bunun başka bir çaresi yok. Gittikleri yol iyi bir yol değil, bu yol Kürt davası değil. Bunlar kin kusuyor, gencecik çocukları resmen ölüme sürüklüyorlar” diye konuştu.

“EĞER BU BARİKATLARIN HALKA BİR FAYDASI OLSAYDI, HALK BURADA OLURDU”
Teslim olmadan önce tereddütleri olduğunu belirten bir terörist, teslim olduktan sonra çok iyi muamele gördüğünü belirtti. Halkın terör örgütüne destek vermediğini, aksine terör yüzünden memleketlerini terk ettiğini anlatan itirafçı, “Eğer bu barikatların halka bir faydası olsaydı, halk burada olurdu, hendekleri, barikatları bırakıp gitmezdi. Teslim olmaya karar vermiştim ama korkum vardı. Yanlış anlaşılıp vurulma korkum vardı, biraz tereddütlerim vardı. Bir evden diğer bir eve geçmek için duvarlar deliniyordu, bir nevi tüneller açılıyordu. Mevziler yapılmıştı önceden. Önceden örgütün yerleştirdiği patlayıcılar vardı, evlerde patlama sonucu yıkım oluyordu” ifadelerini kullandı.

“YARALANDIĞIM GÜN BENİ BIRAKIP GİTTİLER AMA BU HASTANEDE BANA ÇOK İYİ DAVRANDILAR”
Terör örgütünün kendisini yaralı olduğu halde ölüme terk ettiğini, devletin ise kendisine kucak açıp tedavi ettiğini anlatan bir itirafçı ise, şunları kaydetti:
“Yanımda bir patlama oldu. Oradaki doktor sözde beni muayene etti ama herhalde etim çürüdü. Doğru dürüst muayene etmediği için gittikçe kötüleşmeye başladım. Beni tek başıma bir evde bıraktılar, orada epey zorlandım, epey kan kaybettim. Bu yüzden şimdi buradayım, arkadaşlar yardımcı oluyor, beni tedavi ettiler. Gençleri, cahil çocukları, yaşları küçük olan bütün insanları kandırıp bu hale getiriyorlar. Benim yaralandığım gün beni bırakıp gittiler ama burada hastanede bana çok iyi davrandılar, hiçbir şekilde sorun yaşamadım. Bana her türlü yardımda bulundular.”

Terör mağduru il ve ilçelere imar kararı

Bu kapsamda terör mağduru il ve ilçeler “doğal afetler, salgın hastalıklar, can veya mal kaybı tehlikesi” kapsamına alındı. Böylece imar hizmetlerine büyük ivme kazandıracak Kamu İhale Kanunu’nda ‘Pazarlık Usulü’ maddesi devreye sokulmuş olacak. Bu yeniden inşa ve imar işlerinin daha hızlı yapılmasını beraberinde getirecek. Hükümetin, Şanlıurfa İline İstiklal Madalyası verilmesini düzenleyen torba tasarıya eklediği bir önerge ile terör mağduru il ve ilçelerin imarı için önemli bir adımı attı. Sözkonusu önerge ile terör mağduru olan bölgelerin inşasında doğal afet statüsü getirildi.

DOĞAL AFET KAPSAMI

Buna göre bu yerlerin inşa edilmesi 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 21’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen hallere dayanan işlerden sayılacak. 21’inci maddede ihalelerin hangi hallerde ‘Pazarlık Usulü’ kapsamında olacağı düzenleniyor. Söz konusu maddede pazarlık usulü yöntemleri; açık ihale usulü veya belli istekliler arasında yapılan ihale sonucunda teklif çıkmaması halinde yapılabiliyor.

Başbakan Davutoğlu’nun uyumadığı 3 gece

Başbakan Davutoğlu, Finlandiya gezisinin dönüşünde kendisini takip eden gündeme dair açıklamalarda bulundu. Davutoğlu sorumluluktan hiç uyuyamadığı 3 geceyi anlatırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ters düştükleri iddialarına da yanıt verdi: “Ben bu algının doğru olduğu kanaatinde değilim. Cumhurbaşkanımızla aramızda kararlılık konusunda milim fark yoktur. Her şey istişare edilerek yürütülüyor.” Davutoğlu, gazetecilere özetle şu açıklamalarda bulundu:

“UYUMADIĞIM 3 GECE”

Üç gece var ki o üç gece sorumluluktan hiç uyuyamadım diyebilirim.

23 TEMMUZ

PKK ve DEAŞ noktalarına operasyon kararı verdiğimiz gece. O gece güvenlik toplantısında aldığımız kararlar hakkında Sayın Cumhurbaşkanımıza kriptolu telefonla bilgi verdim. Hayatımın en zor kararı 23 Temmuz’da aldığımız karardır. Geçici hükümet olarak göreve devam ederken, muhalefetle mesafeliyken hukuki sorumluluk omuzlarımdayken terörle mücadele kararı aldık.

28 AĞUSTOS

Hükümeti kurmuşuz. Kırsalda yoğun saldırılar sebebiyle Genelkurmay Başkanımızın ‘Kapsamlı yetkilendirmeye ihtiyaç var’ talebi oldu. 7., 8., 9. kolordulara doğrudan bu mücadelenin içinde yer almaları için talimat yazısı gönderdim.

14 ARALIK

Yeni hükümet kurmuşken Cizre, Silopi ve Sur’da barikatlar, sızmalar artınca operasyon talimatını verdim. Bir de Süleyman Şah operasyonunda sabaha kadar Genelkurmay karargahındaydım.

“HER ŞEY İSTİŞAREYLE YÜRÜTÜLÜYOR”

Terörle mücadele konusunda benim ifade ettiklerimle sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiklerini yan yana koyarsanız kararlılık bağlamında herhangi bir küçük nüans dahi göremezsiniz. Bu algıyı oluşturmak isteyen iki kesim var. Birincisi AK Parti ile Cumhurbaşkanı arasında görüş ayrılığı varmış gibi davranmak, istismar etmek isteyen HDP ve diğerleri gibi bir de terörle mücadele kararlılığımızdan şüphe uyandırmak isteyen bir kesim de çıktı. Cumhurbaşkanımızla aramızda kararlılık konusunda milim fark yoktur. Her şey istişare edilerek birlikte yürütülüyor. Çözüm sürecine gelince… Eğer tamamıyla silahlı bir mücadele anlayışı terk edilirse, siyasi alanda Türkiye’de her şey konuşulabilir. Yeter ki şiddet, terör olmasın. Silahlı terör faaliyeti bittikten sonra bunlar tartışılabilir anlamında söylediğim sözü, sanki görüş ayrılığı varmış gibi yansıtmaya kalkanlar oldu.

USUL FARKI HEPİMİZ İÇİN GEÇERLİ

Son 50 yılın Cumhurbaşkanı – Başbakan ilişkilerine bakın bir de bizim ilişkimize. Türkiye’nin çarpık Anayasal sisteminden kaynaklanan – inşallah bir gün düzelteceğiz- Cumhurbaşkanı, Başbakan ilişkileri, yetki sorumluluk dağılımı bozuk bir sistematiğe dayandığı için sıkıntılı şeyler yaşanmış. Ama benimle Cumhurbaşkanımız arasında neredeyse iki yıla yaklaşacağız devlet işleyişi bakımından bir aksama gördünüz mü? Olabilir, usul farkı, bazen farklı kanaatler hepimiz için geçerlidir. Ama iki şeyi esas alırız. Benim açımdan da, Cumhurbaşkanımız açısından da böyle olduğuna eminim. 1 – Devlet ahlakımız. Devlet işleyişi neyi gerektiriyorsa onu yaparız. 2 – Şahsi ahlakımız, karşılıklı duyduğumuz güven, itimat ve bağlılık. Bunların sarsılmasına izin vermeyiz. Ama farklı kanaatler olabilir.

ABD’de Paralel Yapı okullarına soruşturma derinleştirildi

ABD’nin Oklahoma eyaletinde “Paralel Yapı”ya bağlı olduğu öne sürülen okullar hakkındaki denetlemelerde “finansal çarpıklıklar” tespit edildiği ve soruşturmanın derinleştirildiği bildirildi.

Oklahoma eyaletinde “Paralel Yapı”ya bağlı olarak faaliyet gösterdiği iddia edilen Sky Vakfı ile vakfa bağlı Dove Sözleşmeli (Charter) Okulları hakkında hazırladığı raporda eyalet müfettişi Gary Jones, önemli “finansal çarpıklıklara” ulaştığını açıkladı.

Yerel medyada çıkan haberlere göre, eyaletin en büyük iki şehri Oklahoma Cityile Tulsa’da, Dove Charter Okulları adı altında ve Sky Vakfı’na bağlı olarak faaliyet gösteren okullarla ilgili 2012-2014 yılları arasını kapsayan soruşturma raporunda Jones, vakıf ile okullar arasındaki ilişkilerdeki çarpıklığa dikkati çekti.

Rapora göre, normalde okulları desteklemesi için kurulan vakıf, okulların kullandığı binalar için kendisinin ilk kiralamada ödediğinden çok daha fazlasını okullara fatura ederek, bir bakıma bu eğitim kurumlarından gelir elde etti.

Sky Vakfı’nın, Dove Sözleşmeli Okulları’na kiraladığı okul binasını, satın aldığı bedelin 3,1 milyon dolar üzerinde bir bedelle kiraladığını belirten müfettişler, “Satın alınan bedelin üstünde bir bedelle bir yeri kiralamaya devam etmenin meşru bir gerekçesini bulamadık” ifadelerini kullandı.

Mali soruşturmayı yapan müfettiş Jones, “Normalde okulları desteklemesi gereken vakıf iken, burada tersinden okulların vakfı beslediği görülüyor” dedi. Soruşturmada sadece son iki yıla bakılabildiğini kaydeden Jones, daha önceki yıllarla ilgili de benzer sorunların olduğunu düşündüğünü belirtti.

Vakfın elde ettiği bu ekstra gelirle ne yaptığının ise soruşturmanın sonraki aşamalarında ortaya çıkması bekleniyor.

Müfettişlerin raporunda Sky Vakfı’nın, Houston’da faaliyet gösteren “Paralel Yapı”ya bağlı Harmony Devlet Okulları’nın bir bilim fuarına 175 bin dolar destek vererek sponsor olduğu ancak Dove Sözleşmeli Okulları’ndan hiçbir öğrencinin bu fuara katılmadığı tespiti de yer aldı.

Kendi öğrencilerinin yer almadığı bir bilim etkinliğine bu denli yüklü bir destekle bir vakfın sponsor olmasını müfettişler “kabul edilemez ve Oklahoma yasalarına aykırı” olarak tanımladı.

Oklahoma’daki bu soruşturmanın, FBI’ın ABD’deki “Paralel Yapı” okullarına yönelik 2014 yılında başlattığı soruşturmanın bir parçası olduğu kaydediliyor.

FBI soruşturmasının ilk ayağında “Paralel Yapı”ya ait Chicago’daki Concept Okulları adı altındaki 30 sözleşmeli okulun, 2003 ile 2013 yılları arasında 5 milyon dolardan fazla devlet desteğini kendi üyelerine aktararak usulsüzlük yaptığı iddia edilmişti. İlk etapta 3 eyalette başlatılan soruşturma süreci devam ediyor.

Geçen yıl kasım ayında da ABD Kongre üyesi Raul Grijalva, ABD Eğitim Bakanı Arne Duncan’a mektup göndererek, “Paralel Yapı” ile bağlantılı okullar hakkında yürütülen soruşturmalarla ilgili rapor talep etmiş, konu bu vesileyle Kongre’nin de gündemine gelmişti.

ABD’de son dönemde, “charter okulları” olarak bilinen sözleşmeli okulların, devletten aldığı fonlardan haksız kazanç elde etmeleri yeni bir tartışma konusu olarak sık sık gündeme geliyor.

“Paralel Yapı”nın bu ülkedeki sözleşmeli okullar üzerinden haksız kazanç elde ettiğine yönelik şikayet ve soruşturmalara her geçen gün yenileri ekleniyor.

Bakan Sarı: Cizre ve Silopi’de kentsel dönüşüm projesini başlatacağız

Cizre’de 2 bin 700 ağır hasarlı veya yıkılmış bina tespit edildiğini belirten Sarı, “Biz bu alanlarda kısa zamanda kentsel dönüşüm projelerini başlatacağız. Vatandaşlarımıza aynen burada olduğu gibi uzlaşmayla çok daha nitelikli, kaliteli, emniyetli konut sağlayacağız. Bu vesileyle vatandaşlarımızın yaşam kalitesini daha da yükselteceğiz” dedi. 

Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı, Esenler Havaalanı Mahallesinde Kentsel Dönüşüm alanını ziyaret ederek incelemelerde bulundu. İşçilerle yemek yiyen Sarı, Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu’dan Kentsel Dönüşüm çalışmalarıyla ilgili bilgi aldı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Sarı, daha sonra Cizre ve Silopi’de yapılan kentsel dönüşüm çalışmalarıyla ilgili basın mensuplarına bilgi verdi.
Türkiye’nin her yerinde bu projelere ihtiyaç olduğunu anlatan Sarı, “Belki yoğunluk anlamında bu kadar çok yoğunluk olmayabilir. Kat anlamında biraz daha yatay yapılaşmanın önü açılabilir ki her fırsatta dile getiriyoruz. Bu yerine ve durumuna göre belirlenecek bir sistemdir” dedi.

“SİLOPİ’DE YIKIM İŞLEMİNE BAŞLADIK”

Cizre ve Silopi’de çalışmaları başlattıklarını ifade eden Sarı, “İstanbul’da fotoğrafla belgelenmiş olan bu yapılaşma maalesef Silopi’de de, Cizre’de de aynı şekilde. Silopi ve Cizre’de buradaki kötü yapılaşmaların, altyapısı bozuk yaşam alanlarının yenilenmesi için bir çalışma başlattık. Silopi’deki çalışmaları biliyorsunuz tamamladık. Yıkım işlemlerine başladık. Aynı zamanda alt yapı işlemleri için de İller Bankasının verdiği bir destek var” diye konuştu.

“CİZRE’DE 2 BİN 700 AĞIR HASARLI VE YIKILMIŞ BİNA TESPİT EDİLDİ”

Bakan Fatma Güldemet Sarı, Cizre’de çalışmaların tamamlandığını ifade ederek şunları söyledi: “Ekiplerimiz, yaklaşık 150 kişi, 20-21 günlük bir zaman diliminde sahada çalışmalarda bulundu. 20 bin 161 bağımsız bölüm, konut ve iş yeri dahil olmak üzere yapılan çalışmalarda yaklaşık 2 bin 700 ağır hasarlı veya yıkılmış bina tespit edildi. Biz bu alanlarda kısa zamanda kentsel dönüşüm projelerini başlatacağız. Vatandaşlarımıza aynen burada olduğu gibi uzlaşmayla çok daha nitelikli, kaliteli, emniyetli konutlar sağlayacağız. Bu vesileyle vatandaşlarımızın yaşam kalitesini daha da yükselteceğiz. Buradaki yapılaşma İstanbul’daki yapılaşmadan belki daha farklı olacak. Yöresel özelliklerden ortaya çıkacak. Yaşam alanlarındaki ihtiyaçlardan ortaya çıkacak. Biz burada gösterdiğimiz hassasiyeti orada da göstereceğiz.”
Bölgeye açtıkları irtibat ofislerinde yetkililerin vatandaşlarla çalışmaları birebir anlattığını vurgulayan Sarı, “Silopi’de çalışmalarımız devam ediyor. İrtibat ofisi açmıştık, Cizre’ye de irtibat ofisi açacağız. Kentsel dönüşüm projelerinin kapsamını, ne amaçla yapıldığını, vatandaşlarımıza ne gibi avantaj sağladığını orada da birebir yetkili arkadaşlarımız anlatacak” dedi. 

“Terörün hedefi istikrarsızlaştırmak”

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, terörün kimi nerede vuracağının ve hedefinin belli olmadığını belirterek, “Terörün hedefi istikrarsızlaştırmak, terör örgütleri üzerinden kim bunları kullanıyorsa başka bir ülkeye had bildirmek, o ülkede istediği siyasi birtakım amaçları elde etmeye çalışmak ve nihayetinde Fransa’da, Belçika’da bile demokrasinin belli kısıtlar altına alınması söz konusu oluyorsa bu terör saldırısıyla birlikte de demokratik standartları birkaç tık aşağıya çekmek için terör örgütlerinin gayret ettiği anlaşılıyor” dedi.

Kurtulmuş, Ankara Palas’ta TRT Haber’in “Haber Odası” programında gündemi değerlendirdi, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Brüksel’deki terör saldırılarına ilişkin bir soru üzerine Kurtulmuş, terör kime yönelirse yönelsin, nihayetinde ölenlerin hepsinin can ve hazreti insan olduğunu, insanın da yaratılmışların en mükemmeli olduğunu vurguladı.

Ölenler için herkesin büyük bir üzüntü içerisinde olduğunu aktaran Kurtulmuş, “Ben bir kere daha bu anlamda ölenlerin ailelerine, Belçikalılara taziyelerimizi bildiriyorum” dedi.

Kurtulmuş, terörün, özellikle uluslararası bir network olarak geldiği noktayı görmek bakımından bugün fevkalade önemli bir tehlike sinyalinin Brüksel’de verildiğini belirterek, “Özellikle son yıllarda devam eden, Afrika’da, Afganistan’da, Ortadoğu’da devam eden, belki son on yıllar boyunca süren, Suriye’de son 5 yıldır tam manasıyla bir vekalet savaşlarına dönmüş olan bu terör meselesi ve onun sonucu olarak ortaya çıkan terör, şunu bize açıkça gösteriyor; terör örgütleri çok ciddi şekilde palazlanmış durumda. Terör örgütleri, dünyadaki bu siyasi istikrarsızlık, işgaller, baskılar, zulümler, iç savaşlar, çatışmalar, despot rejimlerin halklarının üzerine yüklediği o baskıların hepsi terör örgütlerinin ekmeğine yıllardır yağ sürdü.” değerlendirmesinde bulundu.

“Bu öyle bir şey ki bumerang gibi”

Yolda yürümesini bilmeyen, elinde yarım bardak temiz suyu olmayan, yarım lokma ekmeği olmayan bu insanların eline bu kadar büyük ölüm silahlarının kimler tarafından verildiğini sorgulayan Kurtulmuş, şunları söyledi:

“Çok iyi korunan bir şehir olan, Avrupa’nın başkenti Brüksel’in havaalanı ve metrosunda eğer Belçika istihbaratından daha yukarıda bir bombalama faaliyeti oluyorsa bunun bir tane anlamı var, bu örgütün istihbaratı, Belçika hükümetinin istihbaratından daha fazla. Aynı şeyi Fransa, Londra metrosundaki bombalamalar için söyleyebiliriz, aynı şeyi İstanbul, Ankara saldırıları için söyleyebiliriz.

Bu adamlar, bu bombaları nereden sağlıyorlar. Bütün bunları ortaya koyduğumuz zaman, bütün dünyanın, doğunun, batının bütün ülkelerin üzerinde durması gereken çok hassas bir noktaya geldik. Terör örgütlerini palazlandırarak, onlar üzerinden dünyada küresel bir mücadele vermek, küresel ölçekte ya da bölgesel ölçekte kendi güçlerini artırmaya kimse kalkmasın. Bu öyle bir şey ki bumerang gibi bunu kullananlara dönüyor ve onları da vuruyor.”

“Ortaya çıkacak kriz ve kaos hiçbir zaman hiçbir terör örgütlerine yaramayacak”

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, Sur’da, Cizre’de, Suruç’ta, Ankara’da, İstanbul’daki patlamalarda yaşananların başka ülkelerde yaşanması durumunda tepkilerin çok daha farklı olacağına işaret etti.

“Baktığınız zaman Türkiye terörle mücadelede demokratik şartlara riayet etmeye gayret eden bir ülke. Bu anlamda da hem terörle mücadele veriyor hem de bunun sivil halka yansımaması için azami gayret sarf ediyor” diyen Kurtulmuş, şunları kaydetti:

“Bütün bunların hepsini gerçekten bu batıda sizin söylediğiniz, ‘bu çifte standardın’, ‘bu belki teröre karşı iki yüzlülüğün’ ortadan kaldırılması için bir fırsat olmasını temenni ederiz. Çünkü, kimi nerede vuracağı belli değil, hedefi belli değil. Hedefi, istikrarsızlaştırmak, terör örgütleri üzerinden kim bunları kullanıyorsa başka bir ülkeye had bildirmek, o ülkede istediği siyasi bir takım amaçları elde etmeye çalışmak ve nihayetinde Fransa’da, Belçika’da bile demokrasinin belli kısıtlar altına alınması söz konusu oluyorsa bu terör saldırıyla birlikte de demokratik standartları birkaç tık aşağıya çekmek için terör örgütlerinin gayret ettiği anlaşılıyor. Sonuçta ortaya çıkacak kriz ve kaos hiçbir zaman hiçbir terör örgütlerine yaramayacak.”

“Terör örgütleri, ‘Türkiye yönetilemesin’ diye bunları yapıyor”

“‘Erdoğan giderse bu işler biter’ meselesi. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir” sorusuna Kurtulmuş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu veya bazı muhalif çevrelerin iddialarının son derece sakıncalı iddialar olduğunu dile getirdi.

Kurtulmuş, “Zaten, terör örgütleri ‘Türkiye yönetilemesin’ diye bunları yapıyorlar. Dolayısıyla ‘Türkiye’nin yönetilemediğini’ iddia etmek bir kere halkın iradesine saygısızlıktır. 1 Kasım seçimlerinde halkın, yaklaşık iki kişiden birisinin oyunu almış olan bir iktidar ortadadır. Şunu anlarım. Bir muhalefet partisinin, ana muhalefet partisinin, somut olarak herhangi bir mesele üzerinden bir tenkit geliştirmesini anlarım. Ama siz kalkar da ‘Ülke yönetilemez, yönetilemiyor, bu hükümet bu işi yapamıyor’ derseniz, hem haksızlık yaparsınız, hem de halka saygısızlık yaparsanız. Fransa’da, Belçika’da bu kadar terör saldırısı olurken, hangi muhalefet ‘Hükümet iş başından gitsin, hükümet bu işi yapamıyor, bu işte sorumlu hükümettir’ der. Siz, ‘Terör saldırısı karşısında bu işten sorumlu olan hükümettir’ derseniz, terör örgütlerinin ağzıyla konuşmuş olursunuz. İnsanlar o kadar kamplaşmış, o kadar, ‘Aman bir hata yapsınlar da saldıralım’ halinde hareke ediyorlar ki” ifadelerini kullandı.

“Başkanlık sistemine geçilir, geçilmez o milletin vereceği bir karardır”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında “Diktatör gidene kadar bombalar patlayacak” dendiğini anımsatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:

“Bu namussuzluktur, bu şerefsizliktir, böyle bir şey olmaz. Bu memlekette halkın seçtiği cumhurbaşkanının nasıl gideceği bellidir. Seçim var 2019’da. Hazırlanırsınız ortak olarak, herkes bir aday çıkarıyorsa çıkarır ya da farklı adaylar çıkar. Sayın Cumhurbaşkanımız o zaman aday olur, olmaz onu bilmiyorum. Başkanlık sistemine geçilir, geçilmez o milletin vereceği bir karardır ama sonuçta demokrasilerde iş başına seçilerek gelenlerin nasıl gönderileceği bellidir. AK Parti hükümetini istemiyor musunuz, onun da yolu bellidir. Genel seçime gidersiniz birinci parti olursunuz, hükümeti alırsınız. Şimdi bunların dışında herhangi bir yol teklif etmek, bunları sosyal medya üzerinden yapmak gerçekten kabul edilebilir bir şey değil, demokrasiyi anlamamaktır ve maalesef demokrasi dışı yolları özleyenlere yeşil ışık yakmaktır. Bu tür tavırlar, davranışlar, demokrasi dışı o eski Türkiye’ye ait alışkanlıkları bekleyenlere, özleyenlere yeşil ışık yakmaktır. Böyle bir şey yok. Onlar artık geride kaldı. Bu millet AK Parti’yi seçti, biz hesabı millete veririz. 2019’da seçime gideriz, yaptıklarımızı millet beğenmezse bizi iktidardan düşürür. Sayın Cumhurbaşkanımız da halk tarafından seçildi, tekrar bir seçim olur, orada nasıl bir sonuç ortaya çıkar buna millet karar verir ama oturduğun yerden ‘Sayın Cumhurbaşkanı gitsin, Türkiye huzura kavuşsun’ demek millete haksızlıktır. Cumhurbaşkanımıza karşı ciddi bir saygısızlıktır. Bunu kabul etmek mümkün değil, hele hele ‘yönetemiyorsunuz’ demek, bu millet bize ‘yönetin’ diye oy verdi. Yönetip yönetemediğimize karar verecek olan Sayın Kılıçdaroğlu değildir.”

Kurtulmuş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun grup konuşmasında “Bu olayların müsebbibi AK Parti iktidarıdır. AK Parti iktidarı nedeniyle terör saldırıları olmaktadır” sözlerinin hatırlatılması üzerine ise şöyle konuştu:

“(AK Parti hükümeti dolayısıyla terör devam ediyor) demek, hastalıklı durumun bir devamıdır. O zaman adama sorarlar, ‘terör örgütünün niçin terör eylemlerini yaptığını biliyor musunuz’, ‘Onlarla beraber aynı duyguları mı paylaşıyorsunuz’ diye sormak lazım” dedi.

Kurtulmuş, AK Parti hükümetinin teröre karşı her sahada mücadele etmeye çalıştığını vurgulayarak, önleyebildiklerini önlediklerini ancak dünyanın en iyi korunan yerlerinde dahi terör örgütlerinin koruma tedbirlerini aşabildiğini gördüklerini söyledi.

“Gönülleri, zihinleri bölmeye çalışıyorlar”

Bu milletin Çanakkale’de büyük bir mücadele verildiğini anımsatan Kurtulmuş, “Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesiyle galip devletler masanın üzerine cetvelleri, haritaları koydular, bugünkü sınırları çizdiler. Lübnan, Suriye sınırını çizdiler. Bu sınırları ve bütün geniş coğrafyadaki Osmanlı’dan belki 30’a yakın devlet çıkardılar. Önce sınırları böldükleri insanların bir asır sonra gönülleri, zihinleri bölmeye çalışıyorlar. Sınırları böldüler ama Türkleri Kürtlere, Kürtleri, Araplara düşman edemediler. Şimdi yapmaya çalıştıkları, ikinci Sykes-Picot dediğimiz, bir kere daha bölmek, bir kere daha parçalamak. Bu sefer sınırlarla böldükleri insanları zihinlerini bölerek, gönüllerini bölerek birbirinden ayırt etmek” ifadelerini kullandı.

“Alışmayacağız”

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, terör saldırıları sonucu halkın sokağa çıkmaktan korktuğunun hatırlatılması üzerine burada iki şey yapılmaya çalışıldığını söyledi.

Bunlardan birincisinin halkın korkması, yılması, çekinmesinin sağlanması ve günlük hayatına devam etmemesi olduğunu ifade eden Kurtulmuş, “Tam tersine korkmayacağız, yılmayacağız, çekinmeyeceğiz, alışmayacağız. Bu anlamda günlük hayatımıza devam edeceğiz. Ne yapıyorsak, ticaretimize, seyahatimize, gezmemize, dostlarımıza, arkadaşlarımıza vakit ayırmaya, çocuklarımızla ailemizle birlikte olmaya, çarşıya pazara gitmeye, neyi yapıyorsak bunu yapmaya devam edeceğiz. Teröre karşı mücadelenin önemli bir ayağı bu toplumsal psikolojiyi diri tutabilmektir. Bunu yapacağız. Tedbirlerimizi de alacağız, uyanık da olacağız. Korku insani bir şeydir, herkes korkar ama korkunun bizi esir almasına müsaade etmeyeceğiz.” şeklinde konuştu.

“Başkanlığı sadece Cumhurbaşkanı ve AK Parti için istemiyoruz”

“Başkanlık sistemiyle ilgili bir revize olacak mı?” sorusu üzerine Kurtulmuş, başkanlık sisteminin sadece Cumhurbaşkanının şahsı için veya AK Parti’nin parti kimliği için isteniyor gibi bir izlenim yaratıldığını belirterek,”Herhangi biri AK Partili ağzını açıp ‘anayasa’ dese hemen başkanlık sistemi istiyorsunuz sözüyle muhatap oluyoruz. Evet başkanlık sistemini istiyoruz. İyi tasarlanmış, gerçekten bütün kontrol ve denetim mekanizmalarını kurmuş bir sistem içerisinde başkanlık sistemi olmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Kurtulmuş, başkanlık sisteminin anayasal reform sürecinde atılacak adımlardan sadece bir tanesi olduğunu ifade ederek, başka bir partinin de bu konuda vereceği fikirlere açık olduklarını dile getirdi.

“Halk hükümetin iyi niyetini görmüş oldu”

HDP’nin önde gelen isimlerinin Dolmabahçe mutabakatı çerçevesinde “çözüm masasının” yeniden kurulabileceği yönündeki çağrılarının anımsatılması üzerine Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, “Çözüm Süreci bir müddet Türkiye’de devam etmemiş olsaydı yani çözüm sürecinin vermiş olduğu o barış, huzur ortamı olmamış olsaydı, Allah muhafaza, bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki olaylar çok daha farklı bir noktaya gidebilirdi. Halk hükümetin iyi niyetini görmüş oldu” açıklamasını yaptı.

Taşeron işçilerin kadroya alınması konusu

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda taşeron işçilerin kadroya alınması konusundaki açıklamalarının, uygulayıcılar açısından kafalarda soru işaretleri bıraktığı ve bununla ilgili somut bilgilerin olup olmadığı yönündeki soru üzerine Kurtulmuş, bu konunun detaylarının çalışıldığını söyledi.

Burada asıl konunun bu beklentilerin karşılanması olduğunun altını çizen Kurtulmuş, şöyle devam etti:

“Kural olarak şunu söyleyeyim; taşeronlaşma hakikaten kabul edilebilir bir şey değil. Devlet kurumlarının içerisinde, Başbakanlık dahil olmak üzere çok sayıda taşeron işçi var. Bu hak değil, adalet değil, insaf değil, doğru bir şey değil. Bunun bir türlü giderilmesi gerekiyordu. Hakikaten önemli bir karar, zor bir karar, çok uzun tartışılmıştır. Çok maliyetli, çok kolay değil. Kamunun çok ağır bir personel gideri yükü olduğunu hepimiz biliyoruz. Burada 370 bin asıl işçi olarak kadroya alınacak. Geri kalan 370 bin kişi de yardımcı işçi diyebileceğimiz işçiler. Asıl ve yardımcı işçi olarak görev yapan kardeşlerimizin hepsi kadroya alınmış olacak. Tabi bunu norm kadro manasında söylemiyoruz. Yani bunların en azından istihdam güvencesi sağlanmış olacak.”

“Türkiye, haziranda Avrupa’ya vizesiz geçebilme imkanına kavuşmuş olacak”

AB ile varılan anlaşma gereği TBMM’nin önünde önemli bir mesai sürecinin bulunduğu belirtilerek, bu konuda hükümetin yol haritasının nasıl şekilleneceği sorulan Kurtulmuş, AB’nin geri kabul anlaşması ve sonrasında vizesiz Avrupa meselesinde 73 maddelik bir planın olduğunu hatırlattı.

Kurtulmuş, bu planlama kapsamında geriye 35 maddenin kaldığına vurgu yaparak, bunları da hızlı bir şekilde Parlamentodan geçirmeyi amaçladıklarını kaydetti.

Bu maddelerin 4 Nisan’a kadar Parlamentoya gelmesini, mayıs ayının sonuna kadar da yasalaşmasını ümit ettiklerinin altını çizen Kurtulmuş, şunları dile getirdi:

“Çünkü haziran ayının başında vizesiz Avrupa meselesi gündeme gelecek. Haziran ayı içerisinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Avrupa’ya gitmesini sağlayacak bir süreçle karşı karşıyayız. Bu, Türkiye ile AB ilişkileri bakımından da önemli bir eşik olacak. Şunu hepimiz biliyoruz, Avrupa’nın, Suriyeli göçmenlerin geri kabulünün sağlanması bakımından Türkiye’ye ihtiyacı olduğu için önümüze böyle bir kapı açıldı. Durduk yerde bu kapının açılmadığını biliyoruz. Bunun karşılığında da Türkiye, Avrupa’ya vizesiz geçebilme imkanına kavuşmuş olacak. Bu, uzun yıllardır Türkiye kamuoyunda beklenen bir şeydi.”

Demirtaş’ın Cizre’ye girişine izin verilmedi

Şırnak’ın Cizre ilçesinde yapılması planlanan final Nevruz’una valilik tarafından izin verilmedi. Buna rağmen, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, beraberindeki partililerle birlikte, yapılması planlanan kutlamaya katılmak için ilçeye gelmek istedi. Ancak Demirtaş ve beraberindekilerin önü Kurucu köyünde askerler tarafından kesildi. Heyetin, ilçeye girişine izin verilmedi. 

İlçede ise, aralarında HDP Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan ile İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın da bulunduğu grup, parti binası önünde toplandı. Burada açıklama yapan Aslan, Demirtaş’ın ilçe girişinde durdurulduğunu belirterek, “Yani barışa karşı bir set kurulmuştur. Bunu barışa ve Nevruz’a karşı bir tutum olarak değerlendiriyoruz ve kınıyoruz” dedi. 

Açıklamanın ardından grup, slogan atmaya başladı. Polis ise dağılmaları yönünde uyarı yaptı. HDP’li milletvekillerinin de dağılmaları yönünde uyarı yaptığı grup, yürüyüşe geçti. Polis, gruba biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti. Grup, ara sokaklara kaçarak, dağıldı.